Hendeğin önü arkası yok Kürdistan var

Hendeğin önü arkası yok Kürdistan var

Bir darlaştırma, daraltma söylemi var. Küçük görme var. Özyönetimleri hendeklere indirgeme çabasıdır bu.Ancak hendeğin önü, arkası diye bir şey yok. Kürdistan var. Özyönetim var. Halkın özyönetim modeli ile kendi haklarını, kimliğini, statüsünü savunması var. Meşru hakların savunması var. Hendek, halkın savunmasını yapmak için başvurulan bir savunma yöntemi

Ersin Çaksu
 

Özyönetimlerin ilanı ile birlikte kurulmaya başlanan Sivil Savunma Birlikleri’nin (Yekîneyên Parastina Sivîl / YPS) kuruluş amacını, mücadele biçimini, hendek ve barikatlarla geliştirilen savunma stratejisini YPS Şirnex komutanlarından Roni Botan gazetemiz Özgür Gündem’e değerlendirdi. YPS komutanlarından Roni Botan’ın röportajının satırbaşları şöyle:


Devlet Kürt Halk Önderi ve hareketimizle görüşmeler yaparken diğer yandan savaş planları yapıyordu.

Özsavunmasını yapamayan bir canlının yaşam şansı olur mu?

Gün özyönetimlere sahip çıkma ve katliamlara karşı ses çıkarma günüdür.

Wan’da, Sêrt’te ve yine Qoser’de hendek mi vardı, o kadar insanı infaz ettiler?

Artık bir hafta sonu eylemi ile devrime katkı sunulmaz.

Ancak hendeğin önü, arkası diye bir şey yok. Kürdistan var. Özyönetim var.

Ya Vietnamlaştıracağız ya da Sri Lanka’da Tamillerin yaşadığı akıbeti yaşayacağız.

Gençlere söylüyorum: Öncü ise öncülük var, parti ise parti var, hareket ise hareket var. Artık neyi bekliyorsun?


AKP rejiminin Kürtlere yönelik ilan ettiği bir savaşın olduğu bir süreçte YPS ilan edildi. YPS’nin kuruluş amacı neydi?

Başlamadan önce Kürt halkının özelllikle Sûr, Cizîr, Silopiya ve Nisêbîn’de sergilemiş olduğu direnişi selamlamak istiyorum. AKP 2014 yılının sonlarında Kürt halkına savaşı dayattı. Kürt Halk Önderi ve hareketi ile görüşmeler yaparken diğer yandan savaş planları yapıyordu. Bu Rojava şahsında kendini iyice belli etti. Bunu bizler de gördük. Bunun yansımalarının sadece Rojava ile sınırlı olmayacağını bizler Kürt gençleri olarak gördük. Kirli bir savaş konseptinin kapıda olduğunu görüyorduk. Bu kirli konsept kapıya dayanınca da halkımız özyönetimlerini ilan etti. Özyönetimin savunma boyutu olarak da Yekîneyên Parastina Sivîl (YPS) ilan edildi.


AKP savaşı kapıya kadar getirdi, diyorsunuz... Biraz daha açabilir misiniz?

AKP’nin savaş isteği Rojava’da tüm çıplaklığıyla kaşımıza çıktı. Ancak Rojava’daki planları tutmayınca daha önce alınan savaş kararı 7 Haziran seçimleri öncesi hayata geçirildi. Savaş kapıya dayandığında bizler de halkımızın özsavunmasını yapmayı üstlendik. Özsavunmasını yapamayan bir canlının yaşam şansı olur mu? Ölüme karşı bir refleksti. Savunma deyince sadece silah akla gelmesin: Ekonomik, siyasi, toplumsal ve askeri bir saldırı vardı ve buna karşı da o minvalde bir direniş gerekiyordu. Bizim irademizi tanımayan, bizi yok etmeye çalışan bir devleti bizler de tanımamayı esas aldık.


Devletin topyekûn imha konseptine karşı Kürt halkının gösterdiği büyük direnişine karşı sessizliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halkımızın bu saldırı, yok etme ve katletme politikasının hafta sonları yapılacak bir yürüyüşle, bir basın açıklamasıyla durmayacağını bilmesi lazım. Artık boş zamanlarda yapılacak eylemlerle bu savaş konsepti durdurulamaz. Metropollerdeki, Kürdistan’daki, Avrupa’daki halkımızın daha güçlü sahiplenme ve eylemlerle bu soykırım kıskacına karşı tutum alması gerekir. Alevi toplumunun, sol-sosyalist kesimin buna karşı tutum alması gerekir. Bundan sonra sessizlik ortak olmaktır. Görülüyor, gün geçmiyor ki bir yerde bir Kürt katledilmesin, infaz edilmesin, tutuklanmasın. Gün özyönetimlere sahip çıkma ve katliamlara karşı ses çıkarma günüdür. Oturup, izleme, yorumlama günü değildir.


Peki, bazı çevrelerin hendek ve barikatları devletin saldırılarını “meşrulaştırdığı” yönündeki yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunlar Türk devletinin özel savaş argümanlarıdır. Savaşın yüzde 70’ini, 80’ini de bu şekilde veriyor. Halkın kendini yönetme, kendi kararını kendisi vermesi istemini hendek diyerek, barikat diyerek boğmaya çalışıyor. Hendeklerin bir taktik olduğunu herkes biliyor. Taktik döneme, zamana göre belirlenir, değiştirilir. Ama stratejik olan halkın özyönetim iradesidir. Özyönetim stratejik bir istemdir. Dün siyasal yollarla isteniyordu, önceki gün sivil itaatsizlik eylemleriyle isteniyordu. Bugün ise hendek ve barikatlardaki direnişle isteniyor.

Diğer bir mesele ise Wan’da, Sêrt’te ve yine Qoser’de hendek mi vardı, o kadar insanı infaz ettiler? Devlet kendini imha etmeye göre ayarlamış. Ben Koçgiri’den bu yana bu şekilde bastırdım, bundan sonra da aynı şekilde bastırırım, diyor. Devletin mesajı nettir: Seni 21’inci yüzyılda da imha ederim diyor. Senin varlığını, Kürdistan dediğin coğrafyayı tanımam diyor. Bunu bizim de aynı netlikte görmemiz gerekiyor.

Halk ne diyor peki?

Toplum içerisinde öyle büyük bir çelişki yok. Devlet çelişkileri yaratmaya çalışsa da şimdiye kadar istediği düzeyde başarılı olamadı. Kendisine bağladığı bazı kesimlerle, ajanlarla böyle bir çaba içerisindedir ama başarıyı elde etme şansı yoktur. Kürtler eski Kürtler değil. Bizler bunu 6-8 Ekim’de gördük. Bunu herkes de gördü.

Bunların olması da bu şartlarda normaldir. Kürdistan tarihine baktığımızda böyle bir çizgi hep olagelmiştir. Rayberlerin, Êzdînşêrlerin çizgisidir. Ama tarihten alınan tecrübeler ve Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin toplumsallaşarak büyümesi oranında bunlar da küçülmüşlerdir. Bu artık bir kader değil. Bizler ihanetin önünü alacağız. Bunu diyoruz ve ona göre hareket ediyoruz. Eğer ki bugün PKK üç beş kişiden milyonlara ulaşmışsa demek ki bu ihanet çizgisi kırıla kırıla gelmiştir.


Sürekli olarak hendeklerin önü, hendeklerin arkası tartışması yapılıyor. Bunu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir darlaştırma, daraltma söylemi var. Küçük görme var. Özyönetimleri hendeklere indirgeme çabasıdır, bu. Ancak hendeğin önü, arkası diye bir şey yok. Kürdistan var. Özyönetim var. Halkın özyönetim modeli ile kendi haklarını, kimliğini, statüsünü savunması var. Meşru hakların savunması var. Hendek, halkın savunmasını yapmak için başvurulan bir savunma yöntemi. Bu şekilde ele almamız gerekiyor.


Halkın direnişini nasıl değerlendiriyorsunuz? Beklentiniz nedir?

Bizim Kürdistan halkından isteğimiz direnişi büyütmeleridir. Bulunduğu her yerde direnişi büyütmesidir. Köyde, kentte, kasabada, üniversite, okulda olsun nerede olursa olsun direnişlerini büyütmeleri lazım. Bunun sözde olmaması gerekiyor, pratikle olması gerekiyor. Silahlaysa silahla, siyasi ise siyasi olmalı. Artık konuşma zamanı değil, yapma ve katılma zamanıdır. Artık bir hafta sonu eylemi ile devrime katkı sunulmaz. Halkımız üzerindeki bu zulüm sürdüğü sürece hiçbirimizin uyumaması, durmaması lazım. Yok, eğer bunu yaparsak en büyük gaflete düşmüşüz demektir. Artık kimsenin yandaş olarak kalmaması lazım. Nerede olursak olalım; bugün Şirnex’te, Cizîr’de, Silopiya’da, Sûr’da, Kürdistan’da hangi zulümler yaşandı, ne oldu diye düşünmememiz gerekiyor. Böyle bir ruh birliği olmalı. Böyle bir ruh birliği ile düşman yenilgiye uğratılabilir.


Sizler YPS’ye yoğun katılımların olduğunu söylediniz. Katılım sağlayan gençler hangi duyguyla katılım sağlıyor ve bununla bağlantılı olarak gençlere bir mesajınız var mı?

Kürt gençleri kendini tanıma merhalesini çoktan geçti. Artık harekete geçme zamanıdır, gençler için. İlk hedefleri YPS’e katılmak olmalı. Bu bir devrimdir. Kadınların ve gençlerin devrimidir. Ben de devrimci ruh, yurtseverlik duygusu var diyen her gencin bu çağrıya uyması gerekiyor. Rojava gözlerinin önündedir. Artık alkış tutmakla olmuyor. Gelsinler devrimi solusunlar, hissetsinler. YPS mücadele yeridir. Kurtuluşun adresi burasıdır. Eğer bizler yok olursak sıra onlara da gelecek. Rojava’ya baksınlar, küçük gruplarla başladı ve bugün yüzbinleri aşıyor. Ortadoğu’ya ışık olmuşlar. Bizim oraya kat be kat aşacak potansiyelimiz var.

Korkuyu aştık, onu yendik. Artık üzerine üzerine yürümeliyiz. Bakın Sri Lanka örneği de var, Vietnam örneği de var. Ya Vietnamlaştıracağız ya da Sri Lanka’da Tamillerin yaşadığı akıbeti yaşayacağız. Gençlere söylüyorum: Öncü ise öncülük var, parti ise parti var, hareket ise hareket var. Artık neyi bekliyorsun? Paradigma var, YPS var, direniş ve öncülük var, iddia da var. Bu bizim için bir şanstır. Herkes için bir şanstır. Artık başarı ve zafer zamanıdır. 21’inci yüzyılın ilk çeyreği Kürt halkının zaferi ile taçlanacaktır. Bunu bilip buna göre hareket etmeliyiz.


Şırnak’ta sık sık “sokağa çıkma yasağı” ilan edileceği söylentisine ilişkin ne düşünüyorsunuz?

Zaten barbarca bir saldırı var. Özellikle Cizre şahsında Botan’a yapılan saldırılar görülüyor. Buna karşı geliştirilen kahramanca direniş de görülüyor. Şırnak’ın sözde valisi Şırnak’ta da sokağa çıkma yasağının ilan edileceğini söylüyor. İlan etse ne olur ilan etmese ne olur. Bizim için bunların bir anlamı yok. Bu onların bileceği bir iş. Ama Türk devletinin işgalciliği sürdüğü sürece direnişimiz devam edecek. Mücadelemiz sürecek. Yasak gelecek diye bir velvele koparıp halkı kaçırtmak istiyorlar. Ama Şırnak halkı bunların hiçbirine kulak asmayacak kadar mücadele ve direniş birikimine sahiptir zaten.


Mücadeleniz şimdiye kadar YDG-H adı altında yürüyordu, Ama şimdi YPS kuruldu. Neden YPS?

YDG-H biraz yerel kalıyordu. Mahalli kalıyordu, biraz. Özyönetimlarin ilanlarıyla YDG-H artık yeterli kalmıyordu. Dar kalıyordu, hedef küçük kalıyordu. Bunları gördükten sonra bir çıkış olarak YPS ilan edildi. YPS siyasi, askeri ve toplumla ilişkilerini de kurumsallaştırarak geliştirdi. İhtiyaca göre geliştirilmiş bir şeydir. Bugün YPS’dir, yarın başka bir şey de olabilir. Bu çalışma, amaç ve hedeflere bağlıdır. Kürt halkının isteklerine ve ihtiyaçlarına bağlıdır.


Son söz olarak kamuoyuna ne demek istersiniz?

Bu mücadelenin doğru okunması gerekir. Herkes de doğru okumalı. Düşman da doğru okumalı, halkımız da doğru okumalı. Düşman kendi klasik okumaları üzerinden okumaya devam ediyor. Ona diyecek bir sözümüz yok. Ama halkımız düşmanın okumaları üzerinden okumamalı. Yanlış bir okumadır onlarınki... Artık bunları bir kenara bırakmanın zamanı geldi. İnsan bir gayret ve çaba içerisinde olmalı. Son bir şanstır. Söz söylemenin zamanı çoktan geçti, artık yapma ve katılma zamanıdır.

 

 



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür