‘Aldatılmışın’ gazozundaki ilaç

‘Aldatılmışın’ gazozundaki ilaç

Muhittin CEMİL Ender KARADENİZ

Hürriyet’in yeni “yazarı”, “manevi kayyumu” Abdülkadir Selvi, uzun uzun “yeniden müzakere olur mu?” sorusunu köşesinde geveledikten sonra şöyle yazmış;

“Başta şehit aileleri olmak üzere kamuoyunun ikna edilmesi gerekecek. Yeni bir sayfa açalım demek kolay, ama yeni bir sayfa açmak çok zor. Devlet çözüm sürecini yürütürken PKK’nın savaşa hazırlanması büyük bir travmaya neden oldu. Yeni bir süreç başlatılacak olsa da bunca aldatılmışlıktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yeni süreç yeni parametreleriyle gelecek.”

Gördünüz mü?

Yine “aldatılmışlık...”

Ne kadar da saf sapalaklarmış meğer. Ne kadar da “Yeşilçam’da gazozuna ilaç konan” artizlermiş Ya Rabbi... Öyle böyle değil, Türkiye’nin en temel meselelerinde “aldatılıyorlar.” Elde avuçta şeref, haysiyet, namus, ahlak, edeb hiçbir şey kalmıyor.

Öyle “aldatılıyor” ki, gözü kapalı, uykuda gezer gibi, gidip Türk Devleti’nin Genelkurmay Başkanı’nı hapse atıyor.

Öyle aldatılıyor ki, daha sonra Kürt öldürsün diye Kürdistan’a gönderdiği yüzbaşıya “casus” deyiveriyor.

Öyle bir iki de değil. Yüzlerce “casus”...

O kadar “aldatılmış” ki, “yahu Hava Kuvvetleri’nin yarısı FETÖ’cü, casus, darbeci olmuş da, bunlardan biri neden kafayı kırıp, tepemize inmemiş” demeyi bile aklına getiremiyor.

Sonra?

Al sana ikinci “aldatılma” vak’ası. Selvi yazmış işte, “bunca aldatılmışlıktan” söz ediyor. Onu kim “aldatmış?” PKK. Öcalan. Bayık, Hozat, Karayılan... Ne diye “aldanıyorsun?” Bunlar senin babanın oğulları ve kızları mı? Amca çocukların mı? İş ortakların mı? Öyle “aldatılmışlar” ki, “çözüm sürecinde” gözleri bağlanmışmış. PKK “savaşa hazırlanıyormuş”, lakin bunların “gözü bağlanmış” ya, görememişler. Vah, vah...

Biz şimdiye kadar kırk yıl savaştığı “düşmanına” bu kadar “güvenen”, sonra “bunca aldanan” bir dangalaklar sürüsüne siyasi tarihin hiçbir devresinde rastlandığını sanmıyoruz.

Aldatıyorlar “ordusuna” vuruyor.

Aldatıyorlar “düşmanıyla” kucaklaşıyor.

Ya şimdi de “aldatılıyorsa...”

“Muta nikahı” gibi bir rezillik. Yapacağını yapıyor, sonra “aldatıldım” diyerek “gusül abdesti” alıp, anasının karnından doğmuş bebek gibi tertemiz, pirüpak milletin karşısına çıkıyor. “Devamlı aldanmakla”, “bile bile yapmak” aynı şey oluyor. Olunca da “aldatıldım” diyen eşhas, milleti fena halde “aldatıyor”...

Ölü de bir sağ da bir Arş yiğitler AKP imdadına

Biçare CHP’liler, “kökü mazide olan atiyim” mısrasına öylesine inanmışlardır ki, o köke sahip çıkacağız diye didinirken “ati”ye doğru bir tek adım atamıyorlar.

17 Nisan Köy Enstitüleri’nin kuruluş yıldönümünde, bir kısmı ömründe “köye gitmemiş”, “gitmesek de, görmesek de o köy bizim köyümüzdür” diyen CHP’liler yine “hüzünlü” laflar ettiler.

Bu hüzünlü laflar elbette “zararsı.” Köy Enstitüleri de iyiydi. Bir de Erdoğancıları düşünün: “Mazi” deyince akıllarına Yavuz Sultan geliyor ve gelir gelmez de, gidip Maraş’ta Alevilerin bağrına, aralarında “Alevi düşmanı” DAİŞ’çilerin yuvalandığı “mültecileri” yerleştiriyor.

CHP’li ise sadece iç geçiriyor. Ortada ne köy kalmış ne mezra. Türkiye 80 milyon, köylü nüfus ise  topu topu 6 milyon 633 bin... Köy Enstitüleri’nin var olduğu yıllarda ülkenin dörtte üçü köylüydü. 1927 yılında şehirlerde yaşayanlar, nüfusun yalnızca yüzde 12.3’ü, 1960’ta ise sadece yüzde 22.4’üydü. CHP’linin yalnız “kökünün” değil, “bedeninin” mazide kaldığını söylemeye gerek var mı?

Var. Çünkü öyle bir şarlatan var ki o, hangi konuyu ele alırsa alsın, o konuda muhalefetle AKP’yi “eşitleme” sahtekarlığı yapıyor. Kim bu şarlatan demeyin artık. Biliyorsunuz onu. CHP’li vekil, Zeynep Altok Akatlı, “Bugün Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 76. yıldönümü. Meşaleydi burası, söndürüldü. Ensar’ın karanlığı yerini aldı” deyince bizimki kaleme sarılmış. Okuyalım:

“- Ne Köy Enstitüleri, toptancı ve genelleyici bakışlarla bir çırpıda silinip atılabilecek kurumlardır.

- Ne de Kuran kursları, vakıf yurtları, toptancı ve genelleyici bakışla yargılanacak ve hüküm verilecek kurumlardır.

Köy Enstitüleri de...

Kuran kursları da...

Eleştirilecek yönlerine, çeşitli eksiklerine, yol açtıkları hesaba katılmamış sorunlara rağmen...

İyi niyetli bir çabanın, faydalı olma adına sergilenen önemli bir gayretin, eğitim alanında bir şeyler yapma iradesinin sonuçlarıdır.”

Ne anladınız?

Sanırsınız ki, şu anda köylerimizde bir Köy Enstitüsü var, bir de Ensar vakfı. Şarlatan diyor ki, “ikisi de iyidir.”

İyidir de, Köy Enstitüleri sizlere ömür, ey şarlatan. Ölüyle diri hiç kıyas kabul eder mi?

İkisinin de “Eleştirilecek yönleri, çeşitli eksikleri, yol açtıkları hesaba katılmamış sorunları” varmış. Bre imansız adam, ölmüşün “eleştirilecek, hesaba katılmamış sorunları” artık yok, ama Ensar’ın var... Çocuklara tecavüz bugünün işi... Sorunlar devam ediyor yani.

AKP’nin Ensarı’nı savunmanın daha akıllıca bir yolunu bulamamanın cehaleti böyledir: Şarlatan için eğitim şart...

Korkma sıra onlara gelecek

“Suç işleyen korkar”.

AKP korkuyor.

Herkes onu “güçlü” sandığı için ayakta duruyor.

Aslında “güçsüz”.  Kendi içinde “güçsüz” olduğu ortaya çıktığı, halkın bunu anladığı, sermayenin buna ikna olduğu, ABD ve AB’nin “hah, tam zamanı, işte alternatif doğuyor” dediği gün, bu “domuz topu” bin parçaya ayrılır.

Buyurun size güçsüzlük belirtilerinden birkaç güncel veri.
Metropol araştırma kurumunun yayınladığı verilere göre, durum şu:

“Kamuoyu genelinde, dokunulmazlıkların kaldırılmasının, Kürt Sorunu’nu büyüteceğini ve PKK cephesinde de güçlenmeden başka sonuç doğurmayacağını düşünenler, toplumun yüzde 43,5’i. Aksini düşünenlerse, yüzde 29,9.”

Yani, Erdoğan gibi düşünenler topu topu yüzde 30...Yani zayıflar.

Peki “içleri” nasıl. Vıcık vıcık. AP raporunu, ABD değerlendirmesini okuyan AKP’li vekiller geleceklerinden emin değiller. Korkuyorlar. Onların da içinde tıpkı kamuoyu gibi, “dokunulmazlıkların kaldırılmasının” tehlikelerini görenler var.

Anayasa değişiklik oylaması “gizli oyla” yapılacak. Azımsanmayacak sayıda AKP’li vekil, “imza attıkları” değişiklik tasarısına oy vermeyecek.

Sakın “oh oh, demek ki teklif geçmeyecek” demeyin.

TBMM’nin üstelik “adalet komisyonunun başı” Ahmet İyimaya’yı dinleyin, bakın “gizli oylamada vekillerin fire vereceğinden” nasıl da korkmuş, neler diyor:

“Milletvekilleri anayasa değişikliği oylamasında göstere göstere oy kullanabilir. Hiç engel yok anayasa ihlal edilir ama değişikliği etkilemez, anayasa değişikliğini malul, sakat kılmaz. Oylamanın geçerliliğini etkilemez.”

Ne güzel değil mi? Yapacakları Anayasa değişikliği, “anayasaya aykırı”. O tasarıyı “gizli oylama” yerine “açık oylama” haline getirerek, AKP’li vekilleri tasarıya oy vermeye mecbur etme yöntemleri, “anayasayı ihlal”... Ve siz hala AKP güçlü sanıyorsunuz. Korkmazsanız, sıra AKP’ye ve Saray’a gelecek...

 



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür