Bre Erenler, o tavşandır, kuzu değil

Bre Erenler, o tavşandır, kuzu değil

Medya Diyalog’un iddiası şu:

Kürdistan’daki mücadele süreci, AKP iktidarını sarsar. Ama PKK AKP’nin alternatifi değildir. Yani onu devirip, yerine PKK geçecek değildir. Türkiyelileşme süreci henüz tamamlanmadığı ve Batı’da bu sürecin tamamlanması yakın gelecekte uzak ihtimal olduğu için, HDP de AKP’nin “iktidarının yerine geçecek” olan rakibi değildir. HDP de AKP’yi sarsar, sarsmıştır da. 7 Haziran’da Erdoğan’ın Başkanlığını önlemiştir.

Önlemiştir ama, Selahattin Demirtaş’ı onun yerine seçilebilecek bir alternatif haline getirmemiştir.

AKP’nin yerine geçmesi yakın bir ihtimal olan bir alternatif var mı?

TBMM’ye bakanlar örneğin bir CHP/MHP koalisyonu için iyimser bir tahmin yapabilir mi? MHP içi muhalefet bu gelişmeyi zorluyor ama, o da AKP yargısının kıskacında.

CHP’ye gelince...

Kılıçdaroğlu liderliği “dokunulmazlık” meselesinde havlu atmış bulunuyor. Nakavttır.

Bizim devrimci insanlarımız bu tabloya aldırmadan mücadeleye devam eder.

Ama Brüksel, Berlin, Paris, Londra ve Washington bu rezil Türk resim sergisini uzun zaman seyredemez.

Zaten seyretmiyorlar da... Var güçleriyle TBMM’nin içinden değil, Türkiye’deki halk kitleleri içinden de değil, ama AKP’nin içinden “tavşan” çıkarmak üzere harekete geçtikleri görülüyor.

Ve “Reis” şu anda “üst aklın” hareketlenmesi karşısında, savaş cephesini iyice genişletiyor. Sırada Davutoğlu var. Elindeki yetkileri o Katar semalarındayken geri aldı. Ardından Pelikan Bildirisi yayınlandı. Bildiride Davutoğlu ekibinin ipi çekilmiş.

AKP şapkasından tavşan çıkarma operasyonu önlenirse ne olacak.

PKK Önderinin sözünü ettiği “darbe dinamiği” hızlanacak...

Acaba CHP, demokratik bir cephede yer almayarak, AKP’nin “parlamenter alternatifini” yaratmak için HDP’yle aynı cepheye girmeyerek, Türkiye’nin “çaresiz” kalmasından mı medet umuyor? Bu “çaresizlik şapkasının” içinden bir “darbeci tavşanın” fırlamasını mı bekliyor?

Şu Kılıçdaroğlu’nun “Aleviliğinde” bazı gariplikler olduğunu söyleyenlere inanmazdık ama “tavşan suyuna” “demokrasi pilavı” pişirme marifetini görünce, biz de şüphelenmeye başladık.

Adam Türkiye’yi ya “İslamcı faşizm” ya da “Amerikancı darbe” ikilemine sıkıştırmakta... Kırk satır mı, kırk katır mı hesabı... Amerikancılık “Kemalizme”, dokunulmazlıklara “evet” demokratlığa ve darbe tavşancılığı da “Aleviliğe” sığmıyor... Bekleyerek fırsat yakalamaya” gelince, cevabı şöyle verelim:

“PİR SULTAN’ım niyaz eyle pirine

İnan gel Muhammed Ali yoluna

Umarım dergâhta girem gönlüne

Yarın fırsat elden gider Ya Ali “

Ambulans şoförü müsün ana muhalefet lideri mi?

Abdülkadir Selvi’yi elde pertavsız, daha büyük dikkatle izleyeceğiz. Çünkü Pelikan Bildirisi’nin de hedefe aldığı bu “yeni Hürriyet” yazarı, usul usul konuşmaya başlıyor. Örneğin diyor ki:

“AK Parti, 12 Eylül kongresinden önce ciddi bir badire atlattı.

Ancak kongreden birlik ve beraberliğini koruyarak çıkmayı başardı.

Kol kırıldı yen içinde kaldı.”

AKP’nin “kolunu” bir türlü bükmeye cesaret edemeyen CHP’ye duyurulur. Demek ki, “Erdoğan, Davutoğlu-Binali” kolu kırık.

Başka?

Erdoğan’ın emriyle Davutoğlu’nun elindeki yetkiler, biçarenin Katar yolunda havadayken tırpanlanması hakkında Selvi ne yazdı?

“Ciddi bir kriz yaşandı.

Tam olarak da aşıldığı söylenemez.”

Neymiş? AKP “kriz yaşıyormuş”.

“Kriz yaşamak” ne demek? Tırlatmak ve saldırganlaşmak demek. Öyle de oluyor.

CHP ne yapıyor?

Selvi’ye göre, bu yaz aylarını “dokunulmazlıklar” ve “AKP içi” kriz belirleyecekmiş...

Satır arasında deniyor ki, “dokunulmazlıklar” konusunda da ayrışma olabilir. Kılıçdaroğlu ise bir tür “ambulans” gibi... Partinin adı, dikiz aynasından düzgün okunsun diye ters yazılmış: PHC... AKP’yi “krizden” kurtarmak için patlak lastikle düdük çala çala koşturuyor...

Sarımsak görmüş ‘hortlak’ gibi

Cumhuriyet Gazetesi’nden Ayşe Yıldırım 1 Mayıs’la ilgili makalesinde şöyle yazdı:

“Kendi örgütleri için 350 araç, STK’ler içinse 200 araç kaldıran CHP alanın en kalabalık kitlesiydi. İlk saatlerde “CHP mitingi” görüntüsü yaratan ana muhalefetin alanı erken terk etmesiyse iki nedene bağlandı. Birincisi havanın soğukluğu, ikincisiyse hemen yanlarında açılan Öcalan posterleri ve YPS bayrakları...

55 siyasi parti ve sivil toplum örgütünün imzasını koyduğu, dokunulmazlıkların kaldırılmasını eleştiren ve “AKP/Saray iktidarının savaş ve yıkımına karşı halkların direnişinin yükseltildiği günler” vurgusunun yapıldığı ortak bildiriye de imza atmamıştı CHP.

Şu hale bakın... CHP’nin bu tutumu, AKP faşizmini besleyen, halkı umutsuzluğa yuvarlayan en büyük etken.

AKP çeteleri, alana girmek için yürüyen HDP kortejine saldırıyor. HDP’liler saldırıya rağmen alana yürümeye devam ediyor ve alana girmeyi başarıyor.

CHP ise “Apo posterini” görünce alanı terkediyor... Sarımsak görmüş Drakula gibi kaçıyor...

Neden? “Aman AKP bizi Apo posteri açtılar diye suçlamasın”...

Dokunulmazlıklara “anayasaya aykırı olduğu halde, sırf AKP bizi terörün uzantısının dokunulmazlıklarını savundu suçlamasın diye ‘evet’ diyeceğiz.”

Sana anlatıyoruz. Türkiye’de artık “devrilirsem bacağımdan asacaklar” korkusuyla bırakalım HDP muhalefetini, bırakalım CHP muhalefetini, MHP’deki Akşener muhalefetinden, AKP içindeki en kıytırık muhalefete kadar en küçük bir “kımıldanışı” amansızca bastıran bir Saray faşizmi var...

Saray Kılıçdaroğlu’nu Baykal’dan beter etmeye hazırlanıyor, bizim “Zaloğlu” değil de “zavallı Rüstem”, aman bizi suçlamasınlar diye, ne yapacağını şaşırıyor...

Suçlarlar... Sen Kürtle birlikte görünmekten kaç, HDP’lilerin dokunulmazlığına istediğin kadar evet de, AKP seni suçlar...

Şu zavallı Cemaat’in hal-i pür melaline baksanıza... Biçarelerin “evlerine bombaları” yerleştiriyor, sonra da “Cemaatin hücre evinden PKK bombaları çıktı” diye haber yapıyorlar.

“Korkma korktukça sıra sana gelecek...”

Yani...

Yani, Kılıçdaroğlu’nu Bahçelilileştirecekler, CHP’yi de MHP’lileştirecekler... İçlerindeki ‘muhalifleri’ de Akşener’e yaptıkları gibi ‘cemaatleştirecekler’...

Şey... Bir de şu var: PKK ile yan yana görünmemek için diyelim ki 1 Mayıs alanını terkettin; Türkiye’yi de mi terkedeceksin... Ekmek aldığın her dükkanda, yürüdüğün her yolda, oturduğun her parkta, her 100 kişiden en az 10’u PKK’li...

Yani...

Kaçamazsın.

‘İp cambazları’ zorda

Aynı yazının içinde, hem “gerçekleri” yazmak, hem de Saray’ın hışmından kendini korumak, gazeteciliğin değil, “ip cambazlığının” marifetidir.

Ne yazmış Selvi?

“Ama siz asıl AK Parti’deki sürprizlere hazır olun.

Çünkü 29 Nisan tarihli MKYK toplantısı, bir kırılma noktası oldu.

AK Parti siyaseti açısından artık bir 29 Nisan öncesi var, bir de 29 Nisan sonrası.”

Demek ki işler çok kritik. Kritik ama, “ip cambazı” denge tutturmaya çalışıyor:

“Cumhurbaşkanı’nın, ‘Büyütülecek bir sorun değil. Akşam zaten beraber olacağız, orada konuşuruz’ sözleri üzerine Başbakan’ın, MKYK’ya yetki devri önerisini kendisinin getirmesi sonucunda büyüyebilecek bir kriz aşılmış oldu.”

“Aşılmış oldu mu?” gerçekten. Selvi dedi ki:

“Ciddi bir kriz yaşandı.

Tam olarak da aşıldığı söylenemez.”

 

 



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür