Türkiye’nin bütün ‘suçluları’ birleşin!

Türkiye’nin bütün ‘suçluları’ birleşin!

Muhittin CEMİL Ender KARADENİZ

Üç nöbetçiyi tutukladı. Üç gün sonra rekor hızla ddianameyi hazırladı.

Neden?

Çünkü tecrübe etmişti; Akademisyenlerin bildirisine karşı zorbalıkla harekete geçmiş, fakat sonuç alamamıştı. Ama bir grup akademisyeni tutuklayınca, üniversiteler büyük ölçüde susmuştu.

Özgür Gündem’le dayanışmayı da önce 30’u aşkın nöbetçi dayanışmacıya soruşturma açarak çökertmek istedi. Olmadı.

Olmayınca, diğerleriyle aynı “dayanışma suçunu” işlemiş oldukları halde üç nöbetçiyi tutukladı.

Ama bu defa “özgür medya” mensuplarını, üniversiteler gibi susturamamıştı.

Can Dündar nöbeti aldı.

İşte bunun üzerine işlerin akademisyenlere karşı yürütülen baskıdan farklı olduğunu göstermek için, aylarca iddianame hazırlayamayan savcı, üç gün içinde iddianameyi hazırladı ve üç nöbetçiye 15’er yıla varan hapis cezaları talep etti.

Göz korkutacaktı.

Bu da olmadı.

Ergun Babahan nöbete geçti.

Dikkat edin. İlk defa Tayyipçi “korkutma” metodu sökmüyor.

Üstelik bu, “Özgür Gündem” gibi bir “tescilli” gazeteyle yapılan dayanışma sürecinde sökmüyor. Yeni bir durumdur.

Özgür Gündem’le “dayanışma” yalnızca “dayanışma” değildir. Mevcut İslamcı-Ergenekoncu rejime karşı “muhalefet etmek” demektir. Önüne geleni tutuklayan bir karanlık rejime karşı isyan etmektir.

“Korkmuyoruz” demenin anlamı çok açık: Sana karşı ayaklandık... Özgür Gündem’de “sembolik” bir dayanışmayı “terör örgütünün propagandası” mı sayıyorsun, o halde biz senin bu saldırına karşı harekete geçiyoruz, sen suç diyorsan, o suçu işliyoruz.”

Karşılığı tutuklanma, mahkum olma, yıllar boyu hapis yatma olunca, atılan adım ne kadar “küçük” olursa olsun, gösterilen dayanışma ne kadar “sembolik” olursa olsun, bu eylem dünyayı sarsan ihtilallere katılanların eylemleriyle eşit hale gelir.

Bir ülkede dağa çıkmakla Gezi’ye “çıkmak”...

Silaha sarılmakla pankart açmak...

Bomba atmakla slogan atmak...

Kışlayı havaya uçurmakla, mitingte güvercin uçurmak...

Bunları yapanlar açısından “aynı sonuçları” doğuruyorsa...

O zaman “Ha gerilla olup dağın yolunu tutmuşsun, ha yokuştan inip Özgür Gündem gazetesinin kapısından içeriye girmişsin...”

Farketmez.

Farketmeyince de, bu kanlı rejime karşı mücadelenin “en küçük adımı” “en büyük adımıyla” organik olarak birleşir.

İşte o zaman, asıl o zaman, “yerden bir çöp alıp, Saray’a doğru üfüren küçük bir çocuk bile ‘terör örgütünün propagandasını’ yapmış olur.

Devlet birimizin “dağa çıkmasıyla”, diğerimizin “Geziye çıkmasını”, birimizin “silah atmasıyla” diğerimizin “manşet atmasını” “tek bir suç içinde” birleştirirse, bunun sonucu Saray-Kışla ittifakına karşı “özgür ve ortak vatan cephesinde” birleşmek olur.

Birleşelim...

Türkiye’nin bütün “suçluları” birleşin!

Kuto ‘haftanın gerçeklerini yazan yazarı’ açıklıyor

Medya Diyalog ekibi olarak karar aldık: Kuto bundan böyle “haftanın gerçeklerini yazan yazarı” seçecek...

Kriterlerini de söyledi: Ortaya attığı her iddiayı “kanıtlamak”. Yani rakam vermek, tanık göstermek, alıntıyla kanıtlamak, olaylarla anlatmak... Palavra yok.

“Ne gibi?” diye sorduk.

“Şu gibi, dedi: Faşist AKP halkı katlediyor... Şehirleri yıkıyor... İnsanları tutukluyor... Bunlar iddia. Kaç kişiyi katlediyor? Kim bunlar? Kaç şehir, kaç ev yıkıldı? Kaç insan, nerelerde tutuklu. Katledilen insanlar arasından sembol bir isim. Yıkılan şehirlerle ilgili sembol bir görüntü. Tutuklanması avaz avaz hukuksuzluk diye bağıran bir örnek...’ AKP katliam yapıyor’ demek kolay. Kanıtlamak gerek... Gazeteci yazarken ‘Nasılsa halk her şeyi biliyor’ diye düşünemez; aynı zamanda ‘Halk hiçbir şey bilmiyor’ da diyemez... Ben bazan bakiyem, bizim siyasilerimiz de rakamsız, verisiz, olgusuz, kanıtsız konuşup duriy... Böyle yazıları  kimse okumaz, böyle konuşmaları kimse dinlemez...”

Kuto’ya sorduk: “Bu haftaki ‘gerçekleri yazan yazar’ kim?”

Kuto, “Haberdar adlı sitede ‘AKP’nin çözüm planı ‘4 K’; Kürtlere Kıyamete Kadar Kayyum!’ başlıklı yazısıyla Celal Başlangıç abem. Onun yazısına katiliyem, abeme hürmetlerimi yolliyem...” dedi.

AKP iç savaş için silahlanıyor

Metin Gürcan Al Monitor’a “Özel Güvenlik”le ilgili yasa tasarısı hakkında yazmış. Şu anda silahlı ve silahsız “Özel Güvenlik” mensuplarının sayısı 350 bin. 2004 yılında Türkiye’de yalnızca 21 Özel Güvenlik Şirketi varken, şimdi bu sayı bin 500’ü aşmış.

Özel sektör dışında devletin bu şirketlere ödediği para 1 milyar lira.

Şimdi yeni yasayla sayıları yakında 500 bini aşacak olan ve çoğunluğu silahlı bu kişilere polis ve jandarmaya ait pek çok yetki verilecek.

Gürcan uzun makalesinin asıl “vurucu” kısmını, en son paragrafa bırakmış. Şöyle yazmış:

“Son olarak düşünülmesi gereken bir diğer husus da şu: Türkiye’deki radikal Selefi ve cihatçı yapıların özel güvenlik sektörüne sızarak silahlı ve silahsız güvenlik alanında faaliyet göstermesi; bu faaliyetlerde, Türkiye vatandaşı olmayan kişileri kullanması ve onlara özel güvenlik sertifikası sağlaması da önemli bir milli güvenlik sorunu olabilir.”

Evet... AKP rejimi iç savaşa ve muhtemel darbe girişimlerine karşı ve Kürdistan’ı Kürtsüzleştirmek ve Araplaştırmak için doğrudan kendisine bağlı silahlı birlikler oluşturuyor. Tıpkı Hitler rejiminin SA birlikleri gibi.

“Ama efendim, bunların silahı 9 mm.lik tabanca...” İtiraz gülünçtür. İlk birkaç olayda birkaç “özel güvenlikçi” öldüğünde, siz o silahların önce “otomatik silahlara”, sonra “bomba atar” tüfeklere ve  derken “uçak savarlara” döndüğünü göreceksiniz.

PKK silah bıraksınmış...

AKP silahlanıyor. Tehlikenin farkında değil misiniz?

PKK’yi AKP ‘güçlendirmişmiş’!

 Can Dündar demokrasi sınavından “pekiyi” notları alırken, onun gazetesinde demokrasi işi bir hayli aksak yürümekte. Başyazar havasındaki Emre Kongar dünkü yazısında “neyin demokrasi olmadığını” uzun uzadıya yazmış. Yazıda her şey var, ama ilaç için “yakılıp yıkılan şehirler” hakkında tek satır yok. Kürt meselesi de şu satırlardan ibaret: “Demokrasi, iktidarın kendi güçlendirdiği terör örgütünün tüm sorumluluğunu, etnik köken üzerinden seçilmiş politikacılara attığı rejim değildir.

Bu kafa şu anda AKP’yi şehirleri yıktığı, sivilleri öldürdüğü ve bir milyon insanı yerinden yurdundan sürdüğü, yani “etnik temizlik” yaparak, “jenosit” suçunu işlediği için suçlamıyor. PKK Önderi ile masaya oturduğu ve sözde bu nedenle “terör örgütünü güçlendirdiği” uyduruk iddiasıyla suçluyor.

Bu kafayla AKP’ye karşı muhalefet yapılamaz. Çünkü onun şu anda bütün politikalarının temelinde Kürdistan’da yürüttüğü savaş var. Savaşa karşı çıkmayan ‘demokrasi’ savaşı veremez.



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür