Faşizme karşı ortak tutumda birleşeceğiz

Faşizme karşı ortak tutumda birleşeceğiz

Bu faşizan gidişata karşı ülkenin bütün halkları, bütün emekçileri, bütün ezilen kesimleri, bütün ezilen sınıfları faşizme karşı ortak demokrasi mücadelesiyle kendi geleceklerini yeniden kurabilir, örebilir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi sürecine müdahale etme ve AKP’nin bize dayattığı faşizmi berteraf etme bağlamında bir zorunluluktur
Ahmet BİRSİN

28 Haziran’da içinde KESK’in de olduğu DİSK, TTB ve TMMOB, ortak bir basın açıklaması yaparak “faşizme karşı demorasi cephesinde ortak mücadeleye çağrı” yapıldı. Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) Başkanı Lami Özgen’le neden bir demokrasi cephesine ihtiyaç duyulduğunu, bugün Türkiye’de acil çözülmesi gereken sorunların neler olduğunu, demorasi cephesinin durumu ve elbetteki kamu emekçilerinin istem ve talepleri, demokrasi cephesinin neler yapacağı konuları başta olmak üzere birçok konuyu konuştuk.

İşçi ve emekçilerin iki büyük konfederasyonu ve iki büyük meslek örgütü olarak bir araya geldiniz ve demokrasi cephesi çağrısı yaptınız. Bu süreç nasıl gelişti?

Biz KESK olarak mart ayından beri Türkiye’nin bütün demokrasi güçleri, siyasi partiler, emek ve meslek örgütleri, Alevi örgütleriyle görüşmeler yürüttük. Ancak biz yaptığımız bu gürüşmlerde bütün siyasi partiler, muhalif kesimler, alevi kurumlarının Türkiye’nin bu faşizan gidişatına kaygı duyduklarını gördük.

Türkiye’de diktatöryal bir sistemin şekillendiği, tekçiliğin tekrar üretilerek kimliksel, etnik, dilsel, inançsal kültürel boyutlarının tekrardan yok edilmesi süreci işletiliyor. Fiili olarak parlamento devre dışı bırakılıyor. Demokratik siyaset kanalları ortadan kaldırılıyor. Mevcut yasalar dahi gözardı ediliyor. Geniş bir yelpazenin bu faşizan gidişattan rahatsız olduğunun ve buna karşı tutum alması gerektiğini görüşmelerimizde ifade ettiler. Bu bağlamda biz KESK olarak bu görüşmeler sürecinde geniş bir yelpazenin hakikaten bir birleşik ortak mücadele eğilimi olduğu, ancak aynı oranda bu yelpaze içinde farklı kesimlerin de kendi içinden farklı farklı duruşları ve mücadele talepleri olduğunu gördük. İşte tam da bu noktada güçlerimizi ortaklaştırıp demokrasi ve özgürlükler çerçevesinde faşisme karşı diktatörlüğe karşı ortak mücadeleyi öne çıkarmak gerekir. Bayram sonrası bütün bu kurumlarla Ankara’da bir araya geleceğiz. Çerçevemiz  faşizme karşı demokrasi mücadelesinde ortak hareket etmektir. Yine kanaat önderi diyebileceğimiz şahsiyetlerle de görüşmelerimiz oldu. Onlar da değerli ve olumludur. Keza diyalog grubu var, anayasa grubu var tüm bu kesimlerle de görüşmeler ortaklaşmalar olacaktır. En geniş demokrasi bileşenleriyle bir araya geleceğiz. Hakikaten faşizmin bütün yönelimlerini bertaraf etmek için, toplumsal muhalefet gücünü, toplumsal alan gücünü açığa çıkarmak lazım. Bunun ruhunu birikimi bilinci deneyimi bizde var.

Somut olarak söylerseniz, neden ortak demokrasi cephesi çağrısı yaptınız?

28 Haziran’da KESK, DİSK , TMMOB ve TBB, İstanbul’da “Faşizme karşı demokrasi cephesinde ortak mücadeleye çağrı” çerçevesiyle ortak bir çağrıda bulunduk. Her şeyden önce 7 Haziran genel seçimlerinden sonra özellikle 20 Temmuz Suruç Katliamı’yla başlayıp günümüze gelen topyekün bir savaş var. Topyekün bir savaş stratejisinde Kürt halkının demokrasi, uzlaşı talepleri, ha kezza Türkiye demokrasi güçlerinin kendi iradeleriyle eşit ve özgür yaşam talepleri, işçi ve kamu emekçilerin güvenceli iş, güvenceli yaşam, onurlu bir gelecek mücadeleleri, muhalif olan bütün kesimlerin kendi alanlarında yürüttükleri mücadeleler, savaş konsepti çerçevesinde kriminalize edilerek terör ve terörizm kavramını tekrar tekrar üretmek suretiyle toplumun bütün kesimlerini esir alma, biat ettirme, boyun eğdirmeye dönük bir süreçle karşı karşıya kaldık. Bu süreçte ha kezza Suruç Katliamı’yla başlayıp 10 Ekim Ankara Katliamı’yla devam eden yani DAİŞ eliyle bu savaşın bir parçası olarak muhalifleri katletme, korkutma, sindirme, berteraf etme ve toplumsal mücadele gücü olmaktan düşürülmeye çalışıldı. Bu faşizan gidişatta bağlı olarak AKP, başkanlık sistemi söylemi adı altında tekçi diktatöryal bir sistemle ülkeyi inşa etmeyi önüne koydu. Kendi anayasasında var olan o güreceli sosyal hukuk devleti olma, yurttaşlık hakkı, temel hak ve özgürlükler hepsi fiili olarak, söylemle, direktifle berteraf etmek suretiyle bu ülkede faşizm ve diktatörlük kurumsallaştırmaya çalışıldı. Tüm bu nedenlerle demokrasi cephesinde ortak mücadele etme şart diyoruz.

Bahsettiğiniz demokrasi cephesini biraz açabilir misiniz?

Çağrıları yapan dört kurum olarak öncelikle muhalif kurumlara teklif edeceğiz. Onunla beraber bir konsensyum sağladıktan sonra doğal olarak yerel toplumsal ayakların gelişmesi lazım. Yerel demokrasi  platformları şeklinde örgütlenilebilir. Ve Türkiye’nin her yerinde faşizan yönelimlere karşı ortak bir duruşu açığa çıkacaktır.  Biz bu birlikleri oluştururken, farklı farklı duruşları elbette öne çıkarmayacağız. Bütün farklılıklarımızı, üzgünlüklerimizi koruma suretiyle faşizme karşı ortak mücadele etme ilkesinden hareket edeceğiz. Nasıl faşizm ve diktatörlüğün bütün yönelimleri hepimize aynı oranla gelişiyorsa, hepimize yönelik katliam, gözaltı, tutuklama sindirme, berteraf etme oluyorsa biz de bu konuda ortak tutumlarımızı birleştireceğiz.

Peki, asgari olarak hangi başlıklar altında bir araya gelinmeli?

Örnek kabilinden söylüyorum, ortak demokrasi mücadelesi çerçevesinde; eşitliği, özgürlüğü, adaleti, barışı, savaşa karşı seküler yaşamı, laikliği, kadın özgürleşmesi, temel hakları, ha kezza yürütülen politikalarla doğal yaşamın rant alanlarına dönüştürülmesi, tahrip edilmesi bütün bunlar demokrasi kavramı altında muhalif kesimleri ortak hareket alanını ifade eden başlıklardır. Bu başlıklar çerçevesinde de bir araya gelmek zorunludur.

Neden bir zorunluluk?

Şundan dolayıdır. Çünkü faşizim kurumsallaşırken, diktatörlüğün bir rejim olarak pekiştirilmek istenirken, bizim bütün ötekilerin yaşam haklarıımızla beraber, dünden bugüne devrimci demokratik mücadele değerlerimizi berteraf edip yok etemeye yönelik bir süreci önüne koymuş durumda. Tüm bu gerçekleri gören geniş bir yelpazemiz var. Demokrasi ve özgürlük iseyenler, emek cephesinde geniş bir yelpaze var. Tüm bu kesimlerin bu faşizan kurumsallaşmaya karşı bir araya gelmesi bir zorunluluktur. Aynı zamanda bir ihtiyaç ve tarihi devrimci bir sorumluluktur. Elbette farklı kesimlerin farklı farklı lokal çağrıları ve çalışmaları oldu. Bunlar önemli ve değerli şeylerdir. Biz bu konuda dört örgüt olarak bütün var olan siyasi partileri, sivil toplum örgütlerini, ha kezza insan hakları örgütlerini, emek örgütlerini alevi kurumlarını bütün ötekileri, kadın örgütlerini bir arada ortak bir cephe oluşturulmasını ve bu ortak cephenin de muhakkak yerellerde toplumsal mücadele karşılığı bağlamında bir iz düşümü olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu faşizan gidişata karşı ülkenin bütün halkları, bütün emekçileri, bütün ezilen kesimleri, bütün ezilen sınıfları faşizme karış ortak demokrasi mücadelesiyle kendi geleceklerini yeniden kurabilir, örebilir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi sürecine müdahale etme ve AKP’nin bize dayattığı faşizmi berteraf etme bağlamında bir zorunluluktur.

Çok geniş bir cepheden bahsediyorsunuz. Bu cephe içerisinde farklı siyaset, anlayış ve yaklaşımları var. Bunları bir araya getirmek zor olmayacak mı?

 Birden fazla hem siyasi, hem sınıf ve hem de düşünsel anlamda farklı kategorilerde ayrı düşünen ve ayrı duran kesimleri bir araya getirmenin zorluğu vardır. Ama faşizm bugün  politikalarını hayata geçirirken bu geniş yelpazenin bütün kesimlerine yönelik acımasız  bir yönelim içine giriyor. Berteraf ediyor ve onların umutlarını kırarak onları biat ettirmeye zorluyor. Bu bağlamda zorlukları bilmekle birlikte aslında geçmişten bu günlere dönük ciddi örnekler de var. Bunun en somut örneği Gezi süreci, Kobanê süreci ha keza 1 Mayıslar, Newrozlar, 1 Eylüller var. Savaş karşıtı geliştirdiğimiz bütün süreçler aslında bizim birikim ve deneyimlerimizi ifade ediyor. Burdaki ruh, burdaki duruş aslında faşizme karşı ortak mücadele cephesini oluşturmada da önemli bir ölçüttür. Geçmişten bu günlere yaratılan birlikler vardır. Faşizm kendini kurumsallaştırırken kendisinden yana olan bütün kesimleri devlet söylemiyle, tekçilik algısıyla nasıl birliktelikler oluşturuyorsa buna karşı özgürlük ve demokrasi güçleri de eşitlik özgürlük, barış, adalet, laik yaşam gibi ortak geleceği ifade eden ve aynı zamanda bu ülekeyi ortak yaşam alanında ileriye götürecek ve alternatif bir yaşamı hakim kılacak bir çerçeve ve perspektife sahip ve bunu bir araya getirme olanağı vardır.

Ortak demokrasi cephesinin oluşmasında önemli bir rol de siyasi partilere düşüyor. Siyasi partilerle görüşmeniz oldu mu? Siyasi partiler demokrasi cephesinin neresinde yer alacak?

Bu konuda siyasi partiler önemli unsurlardır. Çünkü biz sadece merkezi bir birleşimi değil bu merkezi birleşimle beraber aynı zamanda bunun yerel ayaklarını demokrasi platformları şeklinde hayata geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda elbette HDP, CHP ve diğer siyasi partililerle görümelerimiz oldu. Tabi HDP ve CHP’nin de bizimle görüşmeleri oldu. Sonuçta onlar da tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Elbette şuanda parlamentoda yasama süreci fiili olarak ortadan kalkmıştır. Bu boyutuyla bunun en çok zorluğunu yaşayan CHP ve HDP’dir. CHP’den tutun HDP, ÖDP, EMEP, TKP’ye kadar bütün siyasi partililerin demokrasi cephesi yelpazesinde olması gerektiğini düşünüyoruz ve onlarada çağrımız olacaktır. Çünkü faşizm kendisini kurumsallaştırırken, bütün muhalifleri de kriminalize ederek hem bertaraf ediyor hem de bir araya gelmelerini engelliyor. şuanda siyasi partiler üzerinde bu bağlamda ciddi bir sıkıntı olduğunu ifade etmek istiyorum. Yani AKP ve devlet kurumları, HDP ve CHP nin bir araya gelmemesi için sürekli kriminalize eden söylemlerle HDP’yi bir tarafa itiyor CHP’yi de kendi yörüngesine çekmek suretiyle bir araya gelme olanaklarını bertaraf ediyor. Bizim açımızdan bu bileşen içerisinde başta bu iki parti olmak üzere bütün siyasi partiler olmalıdır. Türkiye’deki bütün demokrasi güçleri faşizme karşı ortak hareket etme sorunuyla karşı karşıyadır. Bu bir tarihsel görevdir. Eğer biz faşizme karşı demokratik güçler olarak ortak bir yelpaze oluşturup mücadele edemezsek, faşizmin yönelimleriyle bertaraf olacağımızı ve aynı zamanda geçmişten bildiğimiz bu toplama kamplarında bir araya gelmek zorunda kalacağımızı ifade etmek istiyorum.

Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşmez

Türkiye’nin demokratikleşmesi diyorsunuz. Türkiye’nin demokrasi güçleri olarak önemli bir inisiyatif alıyorsunuz. Bu bağlamda, Kürt sorunun çözümünü nereye koyuyorsunuz?

Kürt sorunun çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesinden bağımsız değildir. Kürt sorunu aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi sorunudur. Türkiye’de demokrasi sorunu yeterince bir düzeye evrilmediğinden dolayı Kürt sorunu konusunda da devlet ve hükümetler eski inkarcı, imhacı politikalarını yeniden üreterek, değişik konjektürel süreçleri de devam etmek suretiyle kriminalize edip demokrasi alanın dışına atmaya çalışıyorlar. Bir özgürlük sorunu olmaktan çıkarıyorlar. Bir yurttaşlık sorunu, temel hak ve özgürlüklerin kurumsallaşması sorunu olmaktan çıkarıyorlar. Çünkü Kürt sorunu tarihsel ve aynı zamanda siyasi  ve çok yönü olan bir sorundur. Bu da Türkiye demokrasisinin gelişmesiyle direkt ilişkili bir sorundur. Bu sorun çözülmeden Türkiye demokratikleşmez. Türkiye’de demokrasi güçlerin ortak mücadelesi gelişmedikçe Kürt sorunun çözümü eksik ve yarım kalacak. Türkiye’de demokrasi güçleri, Kürt sorunu barışçıl ve demokratik çözümüne kavuştuğu oranda ciddi güç kazanacaktır. Aynı zamanda bu sürecin parçası haline de gelecek. Sorunun nihai çözümüyle de Türkiye’nin demokratiklaşmesi, demokratik bir toplum şekillenmesine paralel olarak bir birini bütünleyecek diye düşünüyorum.

 



↳Son Güncelleme: 08 Temmuz 2016 10:43

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür