PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in demeci

PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in demeci

Muhittin CEMİL Ender KARADENİZ

Aslan Bulut Yeni Çağ’ın yazarı. Ultra milliyetçi.                      

Ve bizim medyanın yorumlamaya her nedense gerek duymadığı “bilgileri” hemen yorumluyor. Örneğin PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in geçenlerde ANF’ye verdiği demeç bu yorumlananların arasında. Demeç gerçekten de öylesine önemliydi ki, bunun önemini, Aslan Bulut’un yazısını okuyunca daha iyi anlıyorsunuz. Okuyalım:

“Salih Müslim, Türkiye’nin IŞİD ile bağlantılı olduğunu iddia ettikten sonra “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına sebep olacak bütün belgeler, ABD ve Rusya’nın elinde” dedi.

Müslim ise Türkiye’nin hâlâ çeşitli yollardan IŞİD’e yardım göndermeye çalıştığını, bunu El Nusra ve Ahrar û Şam gibi IŞİD ile aynı zihniyete sahip olan güçler üzerinden yaptığını, son olarak 12 TIR yardım ulaştırdığını öne sürdü:

“IŞİD’in içinde farklı fraksiyonlar vardı bunların içinde Türkiye etkisi olanlar artık zayıfladı. Özellikle belli yerlerde Türkmenler falan vardı, bunların gücü zayıfladı. Ebu Müslüm’ün öldürülmesi buna bir örnektir. Türkiye’nin politikasını IŞİD içerisinde yürüten birçok isim öldürüldü. İstanbul’daki saldırı Türkiye’ye karşı bir şantajdır; ‘ya eskisi gibi bize yardım etmeye devam edersin ya da sana karşı da eylem yapabiliriz’ mesajı verildi.”

Aslan Bulut, Salih Müslim’in demecinden bu alıntıları yaptıktan sonra şöyle devam ediyor:

“Bu iddialardan hemen sonra ABD’nin dünya çapındaki haber ajansı AP, 2013 Eylül ayından 2014’ün Aralık ayına kadar Türkiye’den Suriye’ye geçen 4037 militanın IŞİD tarafından doldurulmuş giriş belgelerine ulaştığına dair bir haber yayınladı. Habere göre bu militanların yaklaşık üçte biri belirli 3 bölgeden geçiş yaptı: Akçakale, Karkamış ve Öncüpınar...”

Bulut, bütün bunlardan sonra Erdoğan’ın bir “ABD şantajı” ile karşı karşıya kaldığı sonucuna varmış. Sarraf meselesi de bu şantajın bir parçasıymış...

Bilemeyiz.

Bizim bildiğimiz, ABD üçüncü dünya savaşında yenildi. Savaş ne kadar “orijinal” ise “teslim anlaşmaları” da öyle “orijinal.” Peyder pey imzalanıyor. Rusya, İsrail, Sisi misi derken, DAİŞ “Erdoğan beni satıyor, ‘ayrı teslim anlaşması’ imzalıyor, diyerek, Müslim’in dediği gibi, geliyor, İstanbul’da patlıyor ve böylece, “ya eskisi gibi bize yardım etmeye devam edersin ya da sana karşı da eylem yapabiliriz” mesajını veriyor.

Derken, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde iki Suriyeli bomba imal ederken patlıyor... Ahmet Hakan da köşesinde bonuşon; Bunlar “vatandaş” yapılacak olan “kalifiye mülteciler mi?”

‘İki yaka’ arasında ‘köprü’

Cumhuriyet’te neler oluyor?

Can Dündar gitti mi?

Havuz medyası zil takmış oynuyor.

Cumhuriyet Gazetesi neden doğru dürüst okurlarını ve dostlarını bilgilendirmiyor?

Böyle durumlarda “açıklık” biricik yoldur...

Anladığımız kadar, gazete bir “kadro” sorunu yaşamış. Olan biten şu: Gazetenin “birinci sayfasıyla oynayan” kişi ve onunla birlikte birkaç kişi ayrılmış.

Can Dündar’ın ayrıldığı yalan bir haber. Bir aylığına Avrupa’ya zaten gidecekmiş.

Yerine Aydın Engin “vekaleten” kalmış.

Cumhuriyet Gazetesi, eğer dengesini kaybetmezse, önemli bir misyona sahip.

Ülkenin temel, stratejik ve belirleyici sorununu çözmekte Cumhuriyet ve onun yazarları sanılandan büyük bir rol oynayabilirler. Örneğin Can Dündar’ın, gazetemizle dayanışma amacıyla genel yayın yönetmenliği yapanların tutuklanmasının hemen ardından, tüm AKP rejiminin baskılarına meydan okuyarak “nöbeti” devralması, Türkiye’nin gittikçe birbirinden uzaklaşan “iki yakası” arasında “kardeşleşme” koprüsü kurma yolunda bir adım olmadı mı?

Şurası açıktır ki, gerek ortak bildiri yayınlayan “akademisyenler”, gerekse gazetemizle dayanışma için “Genel Yayın Yönetmenliği nöbetçileri”, Fırat’ın Batı yakası ile Fırat’ın Doğu yakası arasında AKP’nin havaya uçurduğu köprüyü yeniden inşa etme misyonuna sahipler. Cumhuriyet Gazetesi onların bu misyonunun sözcüsü olabildiği ölçüde, Türkiye’ye büyük hizmette bulunacaktır.

Her şey değişiyor...

Özgür Düşünce, “cemaat” yanlısı olduğu söylenenlerin yayınıdır.

Şu dünyada her şey değişiyor. Vaktiyle “büyük siyasi soykırımını” düzenleyen Cemaat’in yayınında bakın nasıl cesur ve namuslu yazılar yayınlanıyor:

“Gözlerinin içi gülen, gülünce yanaklarında goncalar açan genç bir adam.

27 Mayıs’tan beri kendisinden haber alınamıyor.

Hurşit Külter, Demokratik Bölgeler Partisi Şırnak Yöneticisi...

***

Görgü tanıkları ve Özel Harekât polislerine ait sosyal medya hesapları Külter’in gözaltına alındığını söylüyor; devletin savcısı, bakanı, müsteşarı ise böyle bir kişi gözaltına alınmadı diyorlar...

***

Ahmet Davutoğlu’nun, ‘Biz gidersek onlar gelir’ diye bölge halkını korkuttuğu beyaz toroslar, o insan yiyen makineler, bu devletin en korkunç suçlarını hatırlatan o hayalet arabalar, geri dönmüş gibi görünüyorlar.

***

‘Kurdun dişine kan değdi’ diye duvarlara yazan maskeli özel harekâtçılar, ‘Hepiniz Ermeni’siniz’ diye gecenin karanlığına bağıran polisler, üzerine asit dökülmüş gibi un ufak olan mahalleler, sokaklar, o Beyaz Torosların bölgeye döndüğünü muştuluyorlardı...

***

Bir devletin yapabileceği en aşağılık işlerden birisi de, gözaltına aldığı insanları kaybetmektir.

Bu aşağılık iş bu topraklarda yüzlerce, binlerce kez yapılmıştır.”

Yazarın adı Orhan Kemal Cengiz.

Kuto, “Cengiz abeme katiliyem” dedi.



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür