Gündem, Jaspers ve metafizik suç

Gündem, Jaspers ve metafizik suç

Özgür Amed

Bir ulusun adına kurgulanmış ya da aleni gerekçelerle yapılan eylemin /eylemlerin sonuçlarından ilgili toplum veya ulusun tüm bireyleri de sorumlu mudur? Bu açık soru, daha çok 2. Dünya Savaşı sonrası dillendirilse de, tartışmaları daha çok sürecek gibi.

Frankfurt Okulu’ndan Adorno, “Herkesin suçlu olduğu yerde kimse suçlu değildir” diyerek tartışmaları daha basit bir noktaya çekti. Herkes suçlu olduğunu, yaşanan tüm kıyımlarda paylarının olduğunu hissediyor ve bu kolektif hal, aynı zamanda herkesin uzlaşı noktası ve suçsuz olduğu nokta oluyordu. Yani kimse geçmişin yükünü üzerine almak istemiyor, görmezlikten geliyordu... Bu bir tercihti!

Geçmiş, suç ve sorumluluk

Alman filozof Karl Jaspers (1883 -1969) “geçmiş, suç ve sorumluluk” üzerine çok değerli ve dönemine göre cesur çalışmalar yapan, söylemlerde bulunan biri. Onun fikri ve ana tezi, tüm bireylerin suçlu olduğu ve kendini bundan kurtaramayacağı yönündedir. Nazilerin iktidara gelmesi ile hedef olan Jaspers, işbirliğine yanaşmadığı için üniversiteden uzaklaştırıldı, profesörlüğü düşürüldü, yazılarına yayın yasağı getirildi (Yakın dostu ünlü düşünür Heidegger’in aynı zamanda Nazilerin yanına geçmesi ve Freiburg Üniversitesi’ne rektör olarak atanması da hatırlanmaya değer bir husus).

Devlet düşmanı ilan edildiği yetmezmiş gibi Yahudi olan eşinden ayrılması karşılığında canını bağışlama teklifi yapıldı, kabul etmedi. Almanya yeniden doğmak istiyorsa ulusal suçunu kabul etmeli ve toplumsal arınmaya gitmeli diyerek; Nazizmin kurbanları arasına girmemek için maskeli bir hayat süren ve olayları görmezden gelmeyi tercih edenleri ahlaki açıdan sorumlu tuttu... Çünkü pisliğe bulaşmamış olduğunu düşünenler ona rıza göstermekle aynı şeyi yapmış oluyordu.

Özgürlük bilinci varoluştur

Zulüm düzeni toplumun kör kayıtsızlığı ile işler...

Jaspers bu bağlam çerçevesinde felsefesini şöyle oluşturuyor: kişi özgür olduğunun bilincinde olursa var olur. Özgürlüğe dair çeşitli yönlerden yaklaşırken belirttiği noktalardan biri özgürlüğün özneler arası bir ortamda gerçekleştiği, ötekinin özgürlüğüm için hem muazzam bir destek hem de azımsanmayacak bir köstek olduğu gerçeği iken, diğeri her insanın kendisini oluşturma, kendisi olma çabasında çektiği bir acı olduğudur. İnsan ötekinin acısına kayıtsız kalırsa onun varoluşuna, özgürlüğüne darbe vurmuş olur. Bu da suçtur...

Sömürgeci Fransa’nın Cezayir’i işgali sırasında yaşanan vahşetin tam ortasında Fanon aynı görüşü “İşgalin ve işgal sırasında işlenen cinayetlerin vebalinin işgale karşı nötr ve kayıtsız kalan insanlara ait oluğunu söylüyoruz” diyerek aynı görüşü bir başka açıdan dile getiriyor. Bahsi geçen “öteki”, “kayıtsızlık”, “özgürlük” ve “suç” etiketlerini bir kenarda tutarak bir başka soruyu soralım: Sadece insan olmaktan kaynaklı etrafta olan biten kötülüklere, haksızlıklara karşı sorumluluk taşımalı mı insan? Peki bu gözlerimizin önünde ve bilgimizin dahilinde ise hissetmemiz gerekmez mi?

Jaspers buna da cevap veriyor: “Kulağı sağır olmayanlar için insan ilişkilerinin kaynağında, insan vicdanının derinlerinde sesi hiç bastırılamayan evrensel bir yürek çarpar. Egemenin küstah saldırıları, zehirli zihniyeti ve hele de katliamvari fiziksel varoluşu tehdit ediyorsa alenen, bu durumda ya mazlumla birlikte yaşamayı kabul edersin ya da onunla birlikte ölmeyi...”

Geçmişi susturmak!

Şahsen insanın sorumluluktan kurtulabileceğine inanmıyorum. Yerçekimi gibi peşindedir. En fazla ertelenebilir... Ulus devletler kendi toplumlarını bilerek sorumsuzluk duygusunda tutarlar, toplumu zorunlu olarak unutmaya alıştırırlar. Bellek düşmanı oluşu bundandır. Özellikle “geçmiş” olgusu çok tehlikelidir. Geçmişi susturmak, sessizleştirmek bir ulus devlet gerçekliğidir. Bir iktidar geleneğidir...

Şuan Kürdistan’da devam eden yıkım, savaş ve tahribattan sorumlu olan “toplum” gerçekliğini bu yazı konusunun iskeletinde tutarak, son dönemde Kürtlerin yanında yer almanın sonuçlarına dair iki kelam söylemektir meramım. Gazetemiz gündem ile yardımlaşan onlarca değerli dost, destekçi, sorumluluk duygusu ile hareket ederek yaşanan bu cinnet ortamında haksızlığa uğrayan ama hakikat arayışını terk etmeyenlerin yanında durarak taraflarını belli etmişlerdir. Kolektif suça bulaşmayarak bununla yüzleşmek istemişlerdir. Sembolik desteklerini bu yönlü de okuyabiliriz. “Ya mazlumlarla yaşamak ya da onlarla birlikte ölmek” gerçeğine, Türkiye’de bir seçenek daha eklenerek “ya da cezaevine girmek” olarak beliriyor. Üç arkadaşı aldılar, bıraktılar, başkalarını alacaklar vs...

Hurşit Külter’i aramayan kaybeder

Dan Brown “Cehennem” adlı romanına çok güzel bir sözle başlar: “Cehennemin en karanlık yeri, buhran dönemlerinde tarafsız kalanlar için ayrılmıştır” der. Gerçekten içinden geçtiğimiz bu haksız savaş ve dönemin en büyük kaybedeni yaşanan kolektif suça ortaklık eden, liberalizmin orta sınıf nimetleri peşinde koşan, bebeklerin cansız bedenlerinin buzdolaplarında, yaşlılarımızın bir hafta sokakta öylece bekletilmesine ve genç kadınlarımızın altı ay boyunca mezara gömülmesine izin vermeyenlere ses etmeyenler olacaktır... Canlı canlı yakılanları, DNA örneği bile veremeyecek hale gelenlerin ortasında normal yaşayan, Amerikan kıtasının bir eyaletinde bir hahamın dile getirdiği katliamı yan sokağında görmeyenler, kaybolan Külter ve Kürtler’i aramayanlar, ses etmeyenler, mezara sadece bir parça organı gömen annenin duygusunu baz almayanlar şüphesiz suçludur ve en büyük kaybedenler onlar olacaktır. Cehennemin en karanlık yeri yer altından ölülerin sesi duyulurken yeryüzünde sessiz kalanlar, “Kürtler yol ayrımına geldi. Ya savaş ya demokrasi” diyen oportünistlere ayrılacağı kesindir. Mazlumun yanında yer almayan, sorumluluktan haliyle varoluştan kaçan, utanmasını bilmeyen, en minimal insan olma şartlarını yerine getirmeyenler, iktidara yaslanan ve böylece ezilenler gerisini düşünsün diyenler kaybedecektir.

‘Bari metafizik suçu işlemeyin!’

Bir insan başkasını suçlayarak, kendini aklayarak hayatta kalmaz, kalamaz. En başa dönersek, bir ulus adına işlenen suçlar, ulusun tüm bireylerini ilgilendirir. Kendileri adına her gün kurban bulanlar da sıyrılamaz bu işten. İzin verdikleri için siyasi suçlu, süreç işlerken politikalara ses etmedikleri için ahlaki suçlu ve suç işlenirken yani Sûr, Gever, Cîzîr, Nisêbîn yakıp yıkılırken, siviller katledilirken, gerçekleri yazan medya baskı ve zorbalık kıskacına alınırken, “cenaze” alanlarını “cazibe” alanları yapacağız derken, bir halkın mahremiyeti yerle bir edilirken, kendi özgünlüğünü kurmaya çalışırken fosfor bombaları ve top - tanka maruz kalanları görüp ses etmeyerek de metafizik suç işlemişlerdir.

Kendini yaşanan bir katliam pratiğinin dışında tuttuğunu düşünenler pek çok suç işliyor. Bari metafizik suçu işlemeyin! Çünkü Jaspers bu suçu, “Beraber yaşama cesareti göstermediklerinin, gözünün önünde haksızlık ve ölüme maruz kalması ile içine büründüğün sessizliği, dayanışmadan kaçış ve ikiyüzlülük” olarak tanımlıyor.

Zaten tüm mesele de bu değil mi?



↳Son Güncelleme: 10 Temmuz 2016 13:25

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür