Anneler de direnir

Anneler de direnir

Kadri Alkoç*

Birkaç taşın arkasında ülkeleri kadar büyük yürekleri ve öldürülemez sevgileriyle, birkaç tüfekle savaşıyorlar, yaşlılar, gençler, çocuklar. İşte özgürlüğün gerçek arayışçıları ve âşıkları bunlar. Ve bilinir ki, aşk için yapılmayacak, başarılmayacak hiçbir şey yoktur. Hani Ferhat’la Şirin’in öyküsü var ya, öyle; Derwêş ve Edulê, Mem ve Zînler gibi...

Direnmek yanmaktır, vurulmaktır, yıkılmaktır, mezarsız düşmektir toprağa. Çünkü ‘tanrıların’ iktidarların tek korkusudur direnmek. Yani Mem û Zîn olmaktır. Derwêş ile Edulê, Ferhat ile Şirin olmaktır direnmek. Ve birkaç hendeğin, barikatın ardından hiç durmadan yürümektir hakikate. Yol uzun, yol acı, yol zulüm ister. Alırsan gerçeği sırtına, yaşamanı armağan edersen özgürlüğe, bebelerin gülen gözlerinde kalmak yaşamak unutulmak istemezsen, bedenini küle döndürse de katil topluluğu, sen yine de diz çökmezsen, ayakta ölmeye karar vermişsen, bu hakikatin esas arayışçısı ve yolcusu sensin artık.

Yüzüne yüzünü sürüp nefesiyle, sevgisiyle kutsallaştırdığı bedenin, kömür parçasından beter, parçalara ayrılmış, canını tanınmaz halde bulursa annen/anneler. Yarın çocuklar o barikatın, o hendeğin, o binanın, o evin yanında altında yakılmış bulunursa...

Yüreklerin yüreklere uzak durduğu, gözlerin gözlere bakmadığı, kulakların sesleri duymadığı, dillerin dillere çok yabancı kaldığı topraklarda ortak bir düş kalmamış demektir. Ve zulmün olduğu yerde ne düş olur ne uyku ve ne de yaşam.

Derler ki, şehirler de anneler gibiymiş; dayanırmış, korurmuş çocuklarını. Ve şehirler de çocuklarını içinde taşır, gizler, korurmuş. Eğer şehirlerimiz, dayanmıyorsa, evladının onu koruduğunu ve onun da evladını koruması gerektiğini bildiğin için dayanıyor ülkemin şehirleri, tıpkı anneler gibi, annelerimiz gibi.

Bu topraklarda anneler diz çökmeyi, köle olmayı, hayallerini satmayı, hakikatlerinden kaçmayı öğretmez çocuklarına. İşte bu ülkede, böyle büyür çocuklar şehirlerin köşelerinde. Asi, hırçın, arayışçı ve hakikat sevgisi vardır nefeslerinde, gözlerinde, bedenlerinde. Ve bilirler asiliğin, hırçınlığın bedelini. Bilirler arayışın zorluğunu, acısını, cefasını. Bilirler hakikatin onurunu, anlamını.

Anlamlandırılan yaşamı yaşamak, o anlama bir parça da kendinden koymak, barikat taşları gibi örmek yaşamı ve her şeye rağmen savunmak onu sözle, yazıyla, duayla, yaşamla, yürekle, haykırmakla, nefesle. Böyle anlamlıdır yaşam, kendin olmak, kendi anadilinle rüya görmek, kendi ağıtlarınla yas tutmak, kılamlarınla dinlemek sevgiyi, direnişi, aşkı. Dahası kendi yüreğinle sevmek bir ülkeyi, bir halkı, bir fikri, bir direnişi.

Ne ateş söner bu topraklarda, ne de ateş arayışçıları biter. Diz üstünde sürünmektense, ateşte yanmak, ateş olmak, tarihimiz gibi olmak, en anlamlısıdır.

*Karabük T Tipi Cezaevi



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür