‘Ne kaaa darbe pilavı... O kaaa OHAL planı’

‘Ne kaaa darbe pilavı... O kaaa OHAL planı’

Muhittin CEMİL Ender KARADENİZ

Abdülkadir Selvi yazmış: Darbecilerin B planı ürkütüyor.

Sizce bunun anlamı nedir?

Bizce şudur:

A planı için 3 aylık OHAL

B planı için bir 3 aylık OHAL daha...

Ya C planı?

Derken D planı... Selvi bizi A, B, C derken, 29 harfli plana “alıştırıyor.” Her harfe bir “uzatma.”

Allah’tan bizim alfabe 29 harften oluşuyor. En fazla 29x3 eşittir 87 ay OHAL’de yaşayacağız.

Ya Mustafa Kemal, Latin alfabesi yerine, ileriyi görüp, Çin alfabesini kabul etseydi, halimiz nice olurdu?

Malum Çince’de kelimeler harflerin yan yana gelmesiyle oluşmaz. Her kelime için bir “karakter” ya da “harf” vardır.

Bir Çinlinin gazete okuyabilmesi için en az 3 bin “harfi” bilmesi gerekir.

Bu Çinli bir yazı yazsaydı ve darbecilerin kaç planı olduğunu alfabesinin “harfleriyle” saysaydı, OHAL 9 bin ay sürecek demekti...

Yaaa... İşte böyle.

Şükredin ki Çin’de değiliz.

Anlayacağınız eğer adamın biri “darbecilerin A planı, B planı” demeye başlıyorsa, o adam niyeti bozmuş demektir. Bilin ki, milleti yıllar boyu süren bir OHAL’e alıştırmak istemektedir.

“Yıllar süren OHAL mi olurmuş?” demeyin.

12 Eylülden sonra, OHAL ilk defa 19 Temmuz 1987’de ilan edildi. (Tesadüfe bakın siz, şimdi de 2 gün gecikmeyle 21 Temmuz’da ilan edildi).

Ne kadar sürdü?

Uygulamanın başladığı 19 Temmuz 1987 tarihinden 2002 yılına kadar OHAL 46 kez uzatıldı.

Tam 15 yıl...

Siz hükümetin 3 ay bitmeden OHAL işini bitiririz lafına bakmayın. Erdoğan daha şimdiden 3 ay daha uzatırız demeye başladı bile.

Yani eğer OHAL’in “uzatılması” ile ilgili bir “A” planınız varsa, bizden size tavsiye, Çin alfabesi kadar yedek plan yapınız...

Bektaşi oğluyla yoldan geçerken bir de bakmış cami tıklım tıklım. Ortalık Ramazan ama erenlerin haberi yokmuş. Bektaşi oğluna cemaatin bir bildiği olmalı, haydi biz de safa girelim demiş. Eşeklerini nasılsa birkaç rekat yatıp kalkıp geliriz diye bağlamadan camiye girmişler. Yatmışlar, kalkmışlar. Lakin namaz bir türlü bitmiyor. Meğer teravih namazı imiş. Bektaşi bakmış iş uzayacak, oğluna demiş ki, “evlat sen çık, eşekleri sıkıca bağla, bu işin biteceği yok, iş inada bindi ben devam edeceğim” demiş...

O hesap...

Ahmet Hakan nasıl heykel oldu?

Ahmet Hakan artık okuyanı mide fesadına uğratacak yazılar yazıyor.

Son yazısı Atatürk hakkında.

Geçmişte Atatürk her ne yapmışsa hepsine karşı çıkmışmış. Şimdi anlıyormuş. “Ne ettinse iyi etmişsin, başka bir şey demiyorum” diye yazmış da yazmış...

Geçen yıllardan birinde 10 Kasım günü saat 9’u 5 geçe sirenler çaldığında, “artistlik” yapmışmış, ayağa kalkmamışmış.

Önümüzdeki 10 Kasım’da ayağa kalkan ilk insan olacakmış.

Kuto dedi ki, “inşallah bir daha oturamaz, hep ayakta kalırsın... Atatürk heykeli gibi...”

Ahmet Hakan’a ne oldu sizce?

İslamcıydı, liberal oldu, sonra “merkez medyanın” “denge uzmanlığına” soyundu.

Ve birden bire dengesini kaybetti ve “Kuvvacı” haline geldi.

Nasıl bir değişmdir bu, sebebi nedir?

Farketmediniz mi?

Bu “heykelleşme” yazısından bir gün önce başka bir yazı yazmıştı.

Yazısının başlığı “İşte Türk ordusunun vatansever subayları” idi.

İsimleri lazım değil. Bu subaylar “Balyoz, Ergenekon vs” işlerinden yatıp, mahkum olup, sonra “kumpas” oldu denerek hapisten çıkanlar.

Onları bir övmüş, pir övmüş.

Ertesi gün de “heykel oldum abiler” diyerek Atatürkçü olmuş.

Meselenin aslı ne?

Meselenin aslı şu:

Ne zamana kadar süreceği belli olmasa bile, gerek CNN Türk, gerek Hürriyet Gazetesi, şu anda var olan “Erdoğan-Ergenekon ittifakında” hafifçe “müttefik Ergenekon’a” yakın durmayı uygun bulmuşa benziyor.

Hepten Erdoğancı gibi görünmek yerine, şimdilik “ittifakın” Ergenekon kanadına hafifçe ilişmekteler.

Seni “heykel” seni...

‘Kendi göz yaşlarında boğulasıcalar’

67 havacı generalin üçte biri darbe gecesi bir “düğünde” imiş...

Ertuğrul Özkök yazıyor.

Çok üzgün... Ordunun bu “içler acısı” haline yanıyor, yakılıyor.

Başka yanıp yakılanlar da var.

“ABD Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper, darbe girişimi sonrası Türkiye’deki bazı muhataplarının tutuklandığını söyledi. Diğer açıklama ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Joseph Votel’den geldi. Türk ordusu içinde IŞİD’le mücadele konusunda müttefiklerinin olduğunu belirterek, darbe sonrasındaki tutuklamaların Türkiye ve ABD arasındaki işbirliğinin seviyesini etkileyebileceğini kaydetti.”

Siz “milli ordunuzun” tasfiyesine ağlaşıyorsunuz, Amerikalılar da NATO ordusunun tasfiyesine ağlaşmakta.

Kuto dedi ki, “Anadolu’da ilk işittiğinizde ‘iyi bir şey söylenmiş’ sandığınız bir beddua vardır. O bedduayı tekrarliyem: Başınız pınar, ayaklarınız göl olsun...”

Bizim mahalle ne yapıyordu?

“Vurulanlar “şehit olduk” diye mutlu mu öldüler bilemem; bildiğim tankların önüne dikildiler ve öldüler...  diye yazısını sürdürmüş Aydın Engin Cumhuriyet’te ve şu can alıcı soruyu sormuş:

“Peki, bizim mahalle?

“Marksistlerden başlayın, sosyalistlere, sosyal demokratlara, Kemalistlere, ideolojik tercihini salt laiklik üstüne kuranlara kadar çok geniş bir paletten söz ediyorum ve darbenin üstünden 11 gün geçmişken, daha da gecikmeden bu yalın ama önemli soruyu masanın üstüne koymak gerektiğine inanıyorum.

Evet, o gece ve ertesi günlerde bizim mahalle ne yaptı?

Bir askeri darbeye karşı olmanın eyleme dönüşmüş hali nedir?

Herhalde SMS atmak, WhatsApp’tan seslenmek, Facebook’ta, Twitter’de at koşturmak olmasa gerek.

O gece ve ertesi günlerde bizim mahalle ne yaptı?

Kuto avazı çıktığı “Aydın abemin sorusuna katiliyem... diye bağırdı. Biz Kürdistan’da zaten hep ayaktayız da, Batıda ne olduğunu ben de bilmiyem...”

Sözü edilen “mahallenin” bu inisiyatif yoksunluğu, “darbeye karşı sivil direnişin demokratik alternatifini” yaratma fırsatını çöpe attı, “darbeye karşı sivil direnişin anti demokratik alternatifine” meydanları terk etti.

Şimdi bir şeyler oluyor ama, hala Aydın Engin’in sorusu “can alıcı” özelliğini koruyor. Soru HDP’nin “Batısını” da ilgilendiriyor...

Yani bir özeleştiri gerekiyor.

Bu özeleştirinin birinci cümlesi şu:  “Neden demokrasi güçlerinin elinde bir darbe olduğunda ortak olarak ne yapacağız?” sorusunu yanıtlayan bir plan yoktu? Darbecide plan var, Saray’da plan var. Bizde niye yok?

Örgütlülük “törensel eylemsellikler” değildir. Örgütlülük düşmanın atması muhtemel her adımına karşı ne yapılacağını önceden kararlaştırmak ve anında harekete geçme yeteneğidir.

Hala zaman geçmiş değil.

Baksanıza adamlar “darbecilerin B planı ürkütüyor” diyor.

İyi de Saray’ın B planı sizi düşündürmüyor mu?

Yeni bir darbe olunca ya da yeniden HDP’ye yönelik saldırı başlayınca, CHP’liler, sollar, demokratlar, yani tüm mahalle ortak olarak ne yapacaklarını biliyorlar mı?

Örneğin aynı anda 1 milyon insana ulaşmayı bir kaç dakikada sağlayacak bir telefon haberleşme zincirine ne diyoruz?

 



↳Son Güncelleme: 30 Temmuz 2016 10:50

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür