Darbe-komplo mekaniği

Darbe-komplo mekaniği

Mehmet Serdar

“Darbe Bastırıldı” sloganıyla kendinden geçmiş bir koro var. İktidar ve ona yaranmaya çalışanlar...

Açık, net olarak, “darbe amasız, fakatsız, gerekçesiz kötüdür.” Açık ve net olan bir şey daha var ki o da,”darbe karşıtı olan her şey demokrasidir” diye bir kaide yoktur.

Utanmadan “demokrasi kazandı” diyorlar. Hangi demokrasi? Fiili sultanlıkla yönetilen, her gün gazetelere, siyasi partilere, seçilmiş belediye başkanlarına, akademisyenlere, yazarlara, milletvekillerine operasyon yapan, tutuklayan; kentleri bombalayan bir “demokrasi.” Ne ala!

İkinci önemli husus, yabancı bir işgal kuvvetine karşı zafer kazanılmış edasıyla bayraklı, sloganlı kasılmalardır. Oysa Köprüyü kapatan, Sarayı, Emniyeti, Özel harekat merkezini bombalayanlar yani linç ettiğiniz, kafalarını kestiğiniz, çıplak teşhir ettiğiniz, onurlarıyla oynayacak düzeyde rencide ettiğiniz, TSK komutasının tamamına yakınının içinde olduğu, anlı şanlı ordunuzdur.

Üçüncü husus, Darbe girişimini kim organize etti? sorusudur. Cemaatin orduda azınlık bile olmadığı çok açık. Dolayısıyla “paralel yaptı” iddiası, hikayedir. Kim yaptı o halde? Kemalistler mi? Olabilir. Ama çok şüpheli! Zira darbe konusunda onca tecrübesi olan bu kesim, bu kadar basit bir organizasyonla yem olmazdı kanımca. Geriye Kürdistan’da savaşan “ekip” kalıyor. Ve tabii en çok dillendirilen seçenek; her şeyin bir mizansen olma olasılığı... Bu da pekala mümkün.

Gelelim dördüncü ve esas konuya; “DARBE MEKANİĞİ”ne! Burada tekrarlayan darbelerden söz ediliyor. Adı üstünde Darbe Mekaniği!

Son yirmi  yıla bu pencereden bakalım; 27 Şubat 2007 darbesiyle milli görüş tasfiye edilirken, Erdoğan ve ekibi bir program dahilinde hazırlandı. 2002 Temmuz, koalisyon hükümetine müdahale edildi. On beş gün içinde hükümet  düşürüldü. 3 Kasım 2002’ye seçim tarihi alındı. AKP-Fethullah Gülen Ortaklığı tek başına hükümet kuracak çoğunlukla meclise taşındı. 2004-2007 gerçekleşmemiş darbe karşı atakları gündeme geldi. Sarı Kız, Ay ışığı... Ve Ergenekon adıyla devlet içindeki en etkili kliğe darbe yapıldı. 2010’a gelindiğinde devlet, AKP-Gülen ortaklığı tarafından büyük oranda ele geçirilmişti. Tam da bu aşamada iktidarı paylaşma kavgası başladı. Önce gizli, karşılıklı sinsi adımlarla, sonra açıktan ve düşmanca... 2010 askeri şurası, 2011 Eylül referandumu... Özellikle 2011 referandumunda yargıyı tümüyle ele geçirme startı verildi. Erdoğan’ın sonra itiraf ettiği gibi bu cemaatin atağıydı. Oysa tüm kurumlardaki yönetim, kadro cemaattendi ve AKP’nin bir alternatifi yoktu. Son üç yıl Cemaat-AKP arasında atak-karşı atak salvoları sürüyordu zaten. Son iki yıl da cemaate ait her şeyin tasfiye edilmesiyle geçirildi. Basını, sermayesi, kadroları...

Bu mekaniğin arkasında hangi sistem var? Sorusu önemli başka bir yazı konusu.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması ardından, darbe/komplo mekaniğine AKP’nin içi de eklenmiş oldu... Her şey tek  adam iktidarı için!

Bu arada ülkede muhalefet teke düşmüştü, Kürt Özgürlük Hareketi ve dostlar.

2015 baharı, 7 Haziran seçimleri öncesinde HDP’nin Genel Merkez’i dahil yüzden fazla binasına saldırılar yapılarak, Diyarbakır mitingi bombalanarak, seçim sonuçları şiddet kullanılarak maniple edilmeye çalışıldı. 7 Haziran’da gerçekten darbe boşa çıktı ve “demokrasi” kazandı.

Ama darbe mekaniği devam etti. Seçim sonuçlarını beğenmeyen muktedirler, yeni bir seçim organize ettiler. Şiddetin dozu yüzlerce kat arttırıldı. Suruç, Ankara... Derken peş peşe bombalar patladı. Kimsenin üstlenmediği bu bombalamalarda hedef, HDP ve demokrasi cephesiydi denebilir.

Nihayet 1 kasım seçimlerinde “istedikleri sonuç” alındı. Ama darbe mekaniğinin yeni etabı devam etti. Olağan bir tek gün yaşamadı bu ülke. İktidar yeni bir ortakla anlaştı. Kürdistan’da kırk yıl süren savaşın en kirli kesimi, derin devletin en çeteleşmiş unsurlarıyla gizli koalisyona gidildi. Darbenin bu safhasındaki ortaklar da birbirlerine darbe yapmak için fırsat kolluyor olmalılar ki, konuyu açıkça dillendirenler oldu.

Yeni darbe ortakları, Kürt Kentlerine sınırsız, kuralsız, savaş normlarından bile yoksun bir saldırı başlatıldı. Tasfiye çalışmaları aralıksız sürdürüldü. Akademisyenler, gazeteciler, her kademede seçilmişler, hakarete, saldırıya maruz kaldı, tutuklandı. Dokunulmazlıklar kaldırıldı...

Darbe mekaniğine uluslararası tepkiler büyüyordu bu arada. Sıkışıyorlardı.

Operasyonlar, İsrail, Rusya ilişkilerinde yaşanan nedamet/özür, düzeltme ve oradan alınacak “güçle” yoğunlaştırılacakken, 15 Temmuz’da ilginç bir “DARBE” izledik. Başta da söylediğim gibi bu girişimi kimin yaptığı önemini yitirmiş durumda. Zira 16 Temmuz’da başlayan yeni darbe tüm hızıyla sürüyor. Darbe girişimini güya ordu yaptı ama ilk alınanlar üst yargıdaki yargıçlar oldu. Devletin, kamu yönetiminin her kademesinden insanlar tutuklanıyor. Kimse tutuklananların kimler olduğunu teyyit edecek durumda değil. İktidar “Paralel” diyor.

Görünen o ki, darbe mekaniğinde yeni perdeler açılacak. Bu konuda muhtelif öngörüler, senaryolar var. En ilginci de yakında dünya ile bağlarını koparmayı düşünen  iktidarın yeni bir rejim ilanına hazırlandığıdır.

Demek ki, ülkenin halleri sokağa çıkan, kafa kesen, linç eden, soyan, döven bir kesimin, bayrak sallayışı ve sloganlarındaki kadar “laylaylom” değil.

Demokrasi her zamankinden daha uzakta ve ulaşmak daha ciddi mücadele gerektiriyor. Dibe vurmaya en yakın zaman da denebilir. Yani çıkış artık zorunlu!

 

 



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür