Kürtlere karşı ha Gülen ha Erdoğan

Kürtlere karşı ha Gülen ha Erdoğan

Okay Gönensin Vatan’da önemli bir noktaya parmak basmış.

Şöyle yazmış: “Cumhurbaşkanı da hata ettiğini söyledi ve özür diledi. “Hata”, Gülen Cemaati’yle, bugünkü adıyla FETÖ ile çeşitli düzeylerde işbirliği yapmak, çeşitli taleplerini yerine getirmek.

Bu “hata”yı yapmamış olan pek az. En fazla yapan da aslında AK Parti.    

Bütün ülkeyi tarayan, bu “hata”yı yapmamış olanların sadece Kürtler olduğunu görebilir.”

Gönensin daha ileriye de gitmiş:

“Tekrar hatırlatalım: Devlet en kuvvetli “irticacı” örgütlenmenin Said-i Nursi, eski adıyla Said-i Kürdi’nin Kürt takipçilerinin elinde olmasından rahatsızdır.

Kenan Evren kendisine yapılan öneriyi benimsemiş ve Fethullah Gülen’in hapisten çıkarılmasına karar vermiş ve Cemaat’e dokunulmaması, tam tersine desteklenmesi operasyonunu başlatmıştır.

Operasyonun amacı bir Said-i Türki yaratmaktır ve o günden itibaren bu hareket her zaman devletle en azından dirsek temasında olmuştur.

Cemaat, sahip olduğu bütün desteklere, faydalandığı yaygın işbirliklerine rağmen 7 Şubat 2012’de harekete geçmiştir.

Hedef gizli değildir: Kürt açılımını ve barış sürecini başlatanlar ve uygulayanlar “vatana ihanet”ten yargılanacaktır. Birinci hedef de Tayyip Erdoğan’dır.

15 Temmuz gecesi Kemalist askerlerle Cemaatçi askerlerin nasıl işbirliği yapabildiklerini merak edenler burada gerekli ipuçlarını bulabilirler.”

Nasıl bir “Said-i Türki” imiş bu Fethullah Gülen? Buyurun fi tarihinde Zaman’daki röportajından şu satırları okuyun:

“Allah böyle bir dehayı (Said-i Kürdi’yi) niçin İslam’ın Kılıcı olmuş Türklerin içinden değil de, Kürtlerden çıkarttı’ diye düşündüm. Türklük gururum Said-i Nursi’nin ziyaretine gidip elini öpmeme engel oldu’’.

Gülen’i Risale-Nur’larla tanıştıran ünlü Erzurumlu alimlerden Mehmet Kırkıncı Hoca da şöyle demişti:

“Bediüzzaman döneminde yaşadım ve adını da duydum, Risale-i Nurları da duydum. Ancak her Erzurumlu gibi bizde biraz Turancılık vardı. Onun için ziyaret etmedim Bediüzzaman’ı”...

İşte o nedenle Bediüzzaman’ın kitaplarındaki bütün “Kürt ve Kürdistan” kelimeleri çıkarılmış, Said-i Kürdi, Gülen tarafından “millileştirilmiştir.”

İyi de şimdi Gülen’le kanlı bıçaklı olan Erdoğan ne yapıyor?

Gülen “Kürdistan’ı kitaplardan” çıkarıyordu, Erdoğan Kürdistan şehirlerini “haritadan silmeye” kalkışıyor...

Bayılana limon, ayılana gazoz Erdoğan’a ise Endülijans

“Fethullahçılara gösterdikleri müsamaha ve destek dolayısıyla AK Parti hükümetlerini de uyarmış ve eleştirmiş az sayıdaki kalemden biriyim” diye başlamış yazısına İbrahim Kiras. Karar yazarı. Sonra yazmış da yazmış. Gülen Cemaati’ne verilen desteklerin sebeb-i hikmetlerini bir bir sıralamış.

Sonunda şu anektodla yazısını bitirmiş:

“Zina yaparken yakalanan bir kadın Hz. İsa’nın huzuruna getirilir ve taşlanarak öldürülmesi istenir. Hz. İsa “Aranızda günahsız olanınız ona ilk taşı atsın” der ve kadın taşlanmaktan kurtulur!”

Demeye getiriyor ki, “hepimiz günahkarız”...

Reis de içinde mi?

Elbette içinde... Zaten o da “günahkarlığını” resmen ilan etti. “Rabbim ve milletim affetsin” deyiverdi.

Kiras’ın yazısının sonundaki “İsa” bağlamı sanılandan manidar.

Malum Hıristiyanlık’ta bir “günah çıkarma” kurumu var. Sonunda Katolik kilisesi iyice tozutup, bu kurumu halkı soyma aracına çevirmiş... Yeni Çağ’ın eşiğindeyken Katolik kilisesi bir bildiri yayınlamış ve “cennete gitmek için kiliseye bağış yapmayı şart koşmuş.” Zavallı “günahkarlar” kiliselerin önünde kuyruğa girmişler. Para karşılığında “günahlarının bağışlandığına” dair mühürlü imzalı kağıtların karşılığında kese kese altınları papazların cübbelerindeki ceplere doldurmuşlar.

Bu “günahları affetme” kağıtlarının adına malum Endülijans deniyordu.

Kuto birden bağırdı: “Cüppeli Ahmet Hoca’yla mülakat yaptım. Uyanık adam. Bakmış ki, cümle AKP’liler, Erdoğan’dan Yıldırım’a, yazarından sanatçısına kadar hepten günahkar, düşünmüş taşınmış hem bu ‘günahkarlara’ yardım edeyim, hem de cemaatin, bu arada ‘şahsımın’ cebini doldurayım diyerek, ‘helal et’ gibi ‘Helal İslami Endülijans’ belgeleri bastırmış; günahına göre fiyatı varmış, benim elimde bir tanesi var... Yirmibeş kuruşa aldım...”

Baktık 1521 tarihini yaşıyor... Kuto yine yaptı yapacağını.

“Hangi günahını bağışladı bu Cüppeli” diye sorduk.

Kuto dedi ki, “Qırık abêmin kaçak cigarasından iki tane çalmıştım... O günahım silindi... Temizim diye düşüniyem, Erdoğan’a da Endülijans tavsiye ediyem...”

PKK Önderi Öcalan’ın hayatı tehdit altında

Yalnız Kürdistanlılar değil, herkes, hatta dünya aşağıdaki haberi büyük bir dikkatle ve defalarca okumalı.

O halde okuyalım:

“Kamuoyunda Alaattin Çakıcı’nın avukatı olarak tanınan Avukat Mehmet Sinan İnce, cezaevinde ziyaret ettiği eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk’ü darp ettiğini açıkladı.

Oda Tv’nin haberine göre, cezaevinde ziyaret ettiği müvekkilinin yanı sıra darbe girişimi nedeniyle tutuklu bulunan Öztürk’ün de adını görüş tutanağına yazan İnce, daha sonra yaşananları sosyal medya hesabından şöyle anlattı:

“Bu sefer saklanabilecek veya ört bas edilebilecek şekilde değil alenen ve yüzünden kanlar akarken teslim ettim bu haini infaz koruma memurlarına Avukat görüş odasında. Bunların hepsi güvenlik kameralarında, mahkum yakınlarının, Sincan 2-No’lu F-Tipi 2. ve 1. müdürlerinin gözleri önünde cereyan etmiştir ilaveten infaz koruma memurlarının gözleri önünde bu onursuz *** yalvara yalvara ağlayarak yalvarmıştır.”

İnce açıklamasının devamında şunları söyledi:

“Bize yakışanı yaptığımıza inanıyoruz değerli dostlarım ve alacağımız her türlü cezanın da arkasındayım gerekiyorsa avukatlık ruhsatımı da iğrenç kumpasları ile iptal edebilirler, hiç farketmez çünkü bu kadarla kalmayacak !!!”

Bu rezillik nerede oluyor? Hükümlüden başka hiç kimsenin bulunmadığı bir yerde mi? Bir adada mı?

Hayır.

Binlerce tutsağın bulunduğu Sincan Cezaevinde...

O halde...

Eğer Sincan’da bunlar oluyorsa, tam tecrit altında, kimsenin görmediği, konuşmadığı PKK Önderi Öcalan’ın İmralı’da nasıl büyük bir tehdit altında olduğu çok açık kanıtlanmış olmuyor mu?

İmralı’da alarm sirenleri kulakları sağır edercesine çalıyor.

Tecrite son.

Öcalan’a özgürlük...

Dicle-Fırat Federasyonu ve Konfederalizm

Karar yazarı Hakan Albayrak ilginç bir kişi. Olaylar geliştikçe, ayakları suya erenlerden...

Bakın yazdıklarına:

“Küresel iddiaları olan bir Türkiye NATO’da kendini asla emniyette hissedemez ve Avrupa Birliği’ne üyelik sürecine asla bel bağlayamaz.

“Avrasyacılık” da çare değil.

Rusya şimdi 15 Temmuz darbe teşebbüsündeki Amerikan parmağına dikkat çekerek Türkiye’yi ‘kafalamaya’ çalışıyor, bazı arkadaşlarımız da “NATO’dan çıkalım, Rusya ile beraber hareket edelim” diyerek Moskova’nın değirmenine su taşımaya çalışıyor.

Dikkat!

“Avrasyacılık” Rus emperyalizminin bir tezgâhıdır ve Rus emperyalizmi bazı yönleriyle Batı emperyalizminden beterdir.

***
Uzun vadede yeni bir ‘blok’ oluşturmaktan başka çaremiz yok.

Kimlerle?

Tabii ki tarihi paylaştığımız ve aynı devletin parçaları olma tecrübesine sahip olduğumuz ülkelerle.

Başta Suriye ve Irak -en azından Orta ve Kuzey Irak- ile.

Romantizm filan değil bu.

Samimi bir “reel politik”, ister istemez, Sezai Karakoç’un eski (meyen) bir yazısında önerdiği “Dicle-Fırat Federasyonu” ve ötesine çıkacaktır.”

Fesuphanallah. Olaylar mı yoksa Allah mı bu adamları konuşturuyor?

Bir adım sonrası “Ortadoğu Ortak Evi-Konfederalizm” çünkü...



↳Son Güncelleme: 06 Ağustos 2016 10:45

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür