Özyönetim ve Sağlık (2)

Özyönetim ve Sağlık (2)

Yeni yaşamın ve özyönetimin inşasında toplumun temel örgütlenme ve yaşam alanlarının örgütlenmesi meşru ve kamuoyuna açık bir şekilde yapılmalıdır. Başat aktör toplum olmak üzere mevcut olan tüm kurumlar halkın kurumları olarak değerlendirilerek, en azından pratikte inisiyatifin toplumun elinde olacağı şekilde yeniden örgütlenmelidir

Ata Soyer Sağlık-Politika Okulu

İvedi bir şekilde ‘Özyönetim ve Sağlık’ tartışmasını başlatmak, geliştirmek ve sürdürmek zorundayız. Devrime karşı olan tembel zihniyet ve yaklaşım tarzımızı aşmamız için; bizatihi devrimin güncel gereklilikleri bizleri zorluyor. Son başlayan sokağa çıkma yasaklarının daha öncekilere benzemediği yapılan katliamlardan ve yaratılan korku, sindirme ve panik havasından belli olmaktadır. AKP bölgede devleti hizmet alanlarından (başta eğitim ve sağlık olmak üzere) çekerek sadece kolluk ve zor aygıtlarıyla bulunmakta olduğunu artık aleni bir şekilde ortaya koymaktadır. Bunun politik alt okumasını doğru yapmak önemlidir. Sokağa çıkma yasaklarıyla gördüğümüz en önemli sorunlardan biri de devlet hastanelerinin ve 1. basamak sağlık kuruluşlarının işlemez hale getirilmesidir. Şimdiye kadar olan sokağa çıkma yasaklarında başta Cizre olmak üzere Silopi-Silvan-Dersim-Beytüşşebap-Lice gibi özyönetim tartışmalarının olduğu bütün yerlerde hem sağlık kuruluşları hem de sağlık emekçileri hedef alınmıştır. Sağlık emekçilerimiz Aziz Yural, Eyüp Ergen ve Şehmuz Dursun arkadaşlarımız katledilmiştir. Yaşanan sağlık hak ihlalleri ile ilgili bilgiye TTB, SES ve DTK Sağlık Meclisleri’nin raporlarından ulaşmak mümkündür.

Sağlık hakkı ihlal ediliyor

Uluslararası sözleşmelere göre silahlı çatışma ve savaş durumlarında hastanelerin herkesin güvenle sağlık hizmeti alabileceği bir yer haline getirilmesi devletlerin asli görevidir diye yazmaktadır. Sağlık hizmetlerinden başta çatışmalı ortamdan en fazla etkilenen ve çoğu zaman ileri tedavi ihtiyacı olan çocuklar ve yaşlılar olmak üzere; çatışan taraflar dahil, bütün herkesin yararlanması uluslararası sözleşmelere göre güvence altına alınmıştır. Bugün Kürdistan’da yaşanan ise devletin bütün hizmet alanlarını cezalandırma alanı olarak kullandığı, hastanelerin ve hastaların kriminalize edildiği ve bu kurum ve binaların adeta karakol noktaları olarak kullanıldığı gerçekliğidir. Hastanelerde ve okullarda konumlanan kolluk kuvvetleri hastaneleri hem bir hedef haline getirmekte, hem sağlık hizmetinin verilmesini engellemekte hem de gelen hastaları sorgulayarak hastaneleri birer güvenlik noktası olarak kullanmaktadır. Yaşanan bu ihlaller örgütlü her kesim tarafından gündem haline getirilerek; Cenevre konvansiyonu ve Dünya Tabipler Birliği sözleşmeleri başta olmak üzere tüm uluslararası sözleşmelere göre yaşananların insanlık suçu olduğu, temel yaşam ve sağlık hakkının gasp edildiği sık sık dillendirilmelidir.

Kamuoyunda tartışılmalıdır

Bizim tam da buradan açacağımız yol, DTK Sağlık Meclisi olarak yola ilk çıkışımızdaki değerlendirmemiz olan; bağımlılık ilişkilerini mümkün olan en aza indirgeyerek, toplumun bir bütün olarak her yönü ile kendine yetecek inşasını hayata geçirmek olmalıdır. Temel insani yaşamın sürdürülebilmesi için olmazsa olmazlar arasında olan beslenme, su, barınma (özellikle mevsim dolayısıyla soğuğa karşı önlemler-bebek ölümleri için çok riskli) için gerekli tedbirler ve öneriler gündeme getirilmelidir. Her yerde ve kamuoyu önünde bunlar aleni bir şekilde tartışılmalıdır. Yerel yönetimlerde ve toplumun kendi iradesiyle ortaya çıkarttığı bütün örgütlenmelerde de bunlar gündem haline getirilmelidir. Özellikle batı kamuoyuna bu yönlü bir çağrı yapılmalı ve gündem oluşturulmalıdır. Çünkü her şeyden önce özyönetimlere karşı geliştirilen sokağa çıkma yasakları tam da yaşamın temel gereksinimlerini ortadan kaldırarak esasen en büyük saldırısını yapmaktadır. Bunun sadece bir iç tartışma ve tedbir konusu olarak ele alınması dar bir yaklaşım olacaktır. Bununla beraber bizler açısından sağlık alanının özgünlüğünden hareketle; toplumun bütün yaşam alanlarında ve her kesiminde kendine yetebilecek ‘toplumun sağlık inşası’ bir an önce hayata geçirilmelidir.

Öz sağlık savunma hattı örülmelidir

Bu amaçla bölgede bulunan 1. ve 2. basamak sağlık kuruluşları dahil (Hastaneler - ASM (Aile Sağlığı Merkezi), TSM (Toplum Sağlığı Merkezi) , belediye sağlık kuruluşları), sokak sokak sağlık eğitimleri, temel yaşam desteği için gerekli araç ve gereçler temin edilerek toplumun birincil öz sağlık savunma hattı örülmelidir. Yine başta tabip odaları olmak üzere, sendikalar, sağlık kuruluşları (ASM-TSM) dahil toplum sağlığı eğitim programlarına başlanmalıdır. Bu eğitimler de başta temel yaşam desteği ve ilk yardım eğitimleri olmak üzere çevre sağlığı, sağlıkta birincil koruma, kronik hastalıklara yaklaşım ve korunma eğitimleri olmalıdır. Bu eğitimler ve örgütlenmeler halkın öz örgütlenmeleri ile beraber planlanmalı (halk meclisleri-sağlık meclisleri) ve hayata geçirilmelidir. Bu konuda özellikle dikkat edilmesi gereken husus toplumun yaşam alanlarında (kent-kasaba-köy-ilçe-il) mevcut bütün sağlık kuruluşları da bu sürecin içinde değerlendirilmelidir. Devlet hastanelerinin, yine ASM ve TSM’lerin hizmet üretiminde de halkın katılımı sağlanmalıdır. Bunun için kamuoyu oluşturulmalı, örgütlenme ve planlama yapılmalıdır. Temel yaşam ve hizmet üretimi alanlarını sadece atanan kişilere bırakmamak, mevcut olan tüm hizmet kurumlarını toplumun örgütlenmesi içinde değerlendirmek gerekir. Boşaltılan okullarda, gerekirse müfredatı toplumun da katkısı olacak şekilde yeniden oluşturmak, okullara  sahip çıkmak ve binalarının içine kolluk güçlerinin yerleşmesine izin vermemek gerekir.

Özsavunma olmadan özyönetim olmaz

Yeni yaşamın ve özyönetimin inşasında toplumun temel örgütlenme ve yaşam alanlarının örgütlenmesi meşru ve kamuoyuna açık bir şekilde yapılmalıdır. Başat aktör toplum olmak üzere mevcut olan tüm kurumlar halkın kurumları olarak değerlendirilerek, en azından pratikte inisiyatifin toplumun elinde olacağı şekilde yeniden örgütlenmelidir.

Sistemin yapmaya çalıştığı gayri-meşrulaştırma ve kriminalize etme yöntemlerine karşı, meşru öz topluma güvenen bir tarzda yeni yaşamın ve toplumun inşası yapılmalıdır.

Toplumun özsavunmasına karşı yapılan saldırılarla gelinen nokta; özsavunmanın özyönetimin bir alt-bileşeni olmadığı, esas özyönetimin öz savunmanın bir alt bileşeni olduğudur. Özsavunma olmadan özyönetimin gerçekleşemeyeceğini tarih yaşayarak bizlere göstermektedir. Toplumun tüm yaşam alanlarının (beslenme-barınma ve sağlık vb.) özsavunmasını alarak özyönetimin geliştirilebileceği aşikardır.

 



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür