‘Tedavi ve ceza iç içe geçmemeli’

‘Tedavi ve ceza iç içe geçmemeli’

Toplumsal bir sorun olan cinsel şiddete karşı bir ceza yöntemi olarak suçluya kastrasyon (kimyasal hadım) uygulanmasını öngören yönetmeliği değerlendiren CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, ‘Suçluyla hastayı karıştırmamak lazım. Tıp, tedavi, bu anlamda bir cezaya dönüşmemeli, ceza-tedavi kavramları birbirinin içine geçmemeli. İnsan onuruna yakışmayan, evrensel hukuk değerleriyle örtüşmeyen uygulamalar yapılamaz’ diyor

Resmi Gazete’de 26 Temmuz’da yayınlanan “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik” tartışma yarattı. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 102, 103 ve 104’üncü maddelerini düzenleyen yönetmelikte asıl tartışmaların odağında olan konu, “kimyasal hadım” yani kastrasyon. Kamuoyu toplumsal bir sorun olan cinsel şiddeti tıbbi bir yöntemle ve bireyin beden-doku bütünlüğünü bozacak bir yöntemle engellemenin mümkün olmadığı kanısında. Yasalarda sık sık eril skandallara imza atan hükümet, son olarak kamuoyunda “Boşanmaları Araştırma Komisyonu”nun raporu ile istismara/tecavüze uğrayan kadının/çocuğun tecavüzcüyle evlendirilmesinin önünü açmıştı.

‘İdamı, hadımı konuşmak doğru değil’

CHP Kadın ve Çocuk Hakları İzleme ve İnceleme Komisyonu Başkanı Doktor Candan Yüceer, kastrasyonun, cinsel suçların işlenmesine karşı bir çözüm/cezalandırma yöntemi olarak yönetmelikte yer almasını değerlendirdi. Yönetmelikte yer alan yaptırımların olumlu olduğunu, ancak kimyasal kastrasyonun olumsuz bir değişiklik olduğunu belirten Candan, cinsel şiddet, kadına ve çocuğa dönük her türlü şiddette verilen cezaların caydırıcı olması gerektiğine dikkat çekiyor. Candan, “Doğru olmayan, Türkiye’nin şu an konuştuğu idamdır, hadımdır. Evrensel değerlerin, insan haklarının oturduğu bu yüzyılda bu tartışmaları geçirmişken tekrar bunları günyüzüne çıkarmak, açıkçası amacından uzaklaşmaktır. Bunların hepsi akıl sağlığı yerinde olan, cezai ve hukuki ehliyeti olan insanlar, istismarcılar. Onları ayırıp, bunu ‘Ben ilaçla tedavi edeceğim’ demek çok da makul ve mantıklı değil. Kastrasyon dediğimiz şeyle kişinin beynini düzeltmiyorsunuz. Bu bir cinsel şiddet. İnsanın beyninde olan bir şey” vurgusunu yapıyor.

‘Tıp bir cezaya dönüştürülmemeli’

Kastrasyonun faydasının da kesin olmadığına işaret eden Candan, “Sadece bu insanın dürtülerini kontrol ediyor, onun dışında o insan sonuçta aynı beyne, aynı şiddet eğilimlerine sahip. Bir şekliyle suç işlemeye devam edecektir. Cinsel saldırının cinsellikten çok, bir erkek şiddeti olduğunu da ortaya çıkaran çok araştırma var” diyor. “Kimsenin doku ve organ bütünlüğü bozulmamalı” ifadelerinde bulunan Candan, “suçlu” ve “hasta” ayrımına dair ise şunları kaydediyor: “Suçluyla hastayı karıştırmamak lazım. Tıp, tedavi, bu anlamda bir cezaya dönüşmemeli, ceza-tedavi kavramları böyle birbirinin içine geçmemeli. Evet, en ağır cezalara çarptıralım, gerekiyorsa toplumdan tecrit edilmeli, ama insan onuruna yakışmayan, evrensel hukuk değerleriyle örtüşmeyen uygulamalar da devlet eliyle yapılamaz. O zaman hırsızlığı önlemek için hırsızın kolunu keselim, adam öldüren insanın idamını gerçekleştirelim. 21’inci yüzyıl ceza hukukunda böyle cezalar olmaz. Anayasa’ya, insan haklarına, tıp etiğine aykırı. Neresinden bakarsanız, elinizde kalıyor. Dönüp dolaşıp bunları konuşmak çözüm değil, sadece sorunu erteliyor.”

‘Zihinsel değişime ihtiyaç var’

Sorunun kaynağına inmenin daha önemli olduğunu kaydeden Candan, siyasetçilerin işinin de “sorunun kaynağını bulmak ve bataklığı kurutmak” olarak ifade etti. Kadına ve çocuğa dönük suçlarda zihinsel bir dönüşüm, eğitim ve farkındalığın önemine vurgu yapan Candan, “Her yere ameliyat düzenleyerek, operasyonlar yaparak sorunları çözemezsiniz. Burada bir zihniyet değişimine ihtiyaç olduğu, bunun da ancak farkındalık yaratarak, eğitimle, okul yaşamında fizik gücünün akıl gücünün önüne geçmemesi gerektiği anlatılarak olabilir. Bunun başka bir yolu yöntemi yok. Ama bir yandan tecavüzcüyle evlendirmeye çalışırsan, ‘Kadın erkek eşit değil’ dersen, ‘Dekolte giyene tecavüz olağandır’ diye açıklama yaparsan, bundan kaçınamazsınız. Bütün erkekleri hadım edelim o zaman. Sorun böyle mi çözülecek? Biz bataklığı da bu anlamda destekliyoruz, büyütüyoruz” ifadelerine yer veriyor.

“İnsan vücuduna bir müdahaleyi asla kabul etmek mümkün değil” diyen Candan, darbe sürecine de değinerek şunları belirtiyor: “Demokrasi dışı herşeye karşıyız. İdamlar konuşuluyor bir yandan. Bir yandan hadımı konuşuyoruz. Bir yandan da bir cadı avı var. Aynı torbaya herkes katılarak, adeta muhalif olan her sesten bir intikam alırcasına... Bu doğru değil. Hukuk her yerde her zaman lazım. Bu gerçeği de kaybetmeden bir mücadele vermek lazım. Herkes için, en kanlı katiline, en şiddetli canisine, darbecisine, ne olursa olsun herkese yaraşır bir müdahaleden yanayız. Cezalar verilir, gerekli önlemler alınır, ama bu hümanizmden, evrensel hukuk değerlerinden uzak olmamalıdır diye düşünüyoruz.”

Yönetmelikte neler var

Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelikte cinsel suç işleyen ve bu suçlardan hüküm giyenler için kimi yükümlülükler getiriyor. “Mağdurun oturduğu ve çalıştığı yerleşim bölgesinde ikamet etmekten yasaklanmak”, “Mağdurun bulunduğu yerlere yaklaşmaktan yasaklanmak”, “Çocuklarla bir arada olmayı gerektiren bir ortamda çalışmaktan yasaklanmak”, “Çocuklar hakkında bakım ve gözetim yükümlülüğünü gerektiren faaliyet icra etmekten yasaklanmak” gibi yükümlülüklerin yanı sıra, “tıbbi tedaviye tabi tutulmak” şeklinde bir yükümlülük de yer alıyor yönetmelikte. Tabi tutulan tıbbi tedavi yöntemi ise, yönetmeliğin 7’nci maddesinin birinci fıkrasında şöyle açıklanıyor: “Tedavi, tanımda belirtilen hükümlülere yönelik olmak üzere, ayakta veya yatarak, ilaçla veya ilaçsız olarak veyahut her iki usul ile cinsel dürtünün azaltılmasına veya denetimine yönelik tedaviler ile cinsel isteğin azalmasını veya yok edilmesini sağlayan yöntemdir.”

Öte yandan kişinin beden bütünlüğüne karşı olan bu yükümlülükle birlikte, yönetmeliğin 8’inci maddesinin 2’nci fıkrası uyarınca da “tıbbi tedavi yükümlülüğüne karar verilmeden önce hükümlü veya yükümlünün onayının aranmadığına” yer veriliyor. Bir başka deyişle kişinin, kendi bedeni hakkında karar verme iradesi elinden alınmış oluyor.

Gülşen Koçuk

 



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür