Bir Gülüş Bir İmge Bir Sevda

Bir Gülüş Bir İmge Bir Sevda

Sevda’sını özgürlüğe taşıyan kadınlardı onlar. Sevda’sını özgür insanlara taşıyanların yoldaşlarıydı onlar. Sevda yüklü kadınları yazmak oysa ne zordu. Kolay mı sevdasını aşklaştıranları anlatmak? Neyle tarifleyebilir ki yoldaşlığını, kardeşliğin anlamını nakşetmeyi kağıtlara?

Sevda Çağdaş Yoldaş (Raperîn Dicle)... Gülüşü ile hafızamıza kazınan bir imgeydi o. Sevda Yoldaş, Amed zindanına yaz sıcaklığının yoğun olduğu bir günde, soğuk demir kapının açılışı ile içeriye gülüşleriyle girdi... “Merhaba yoldaşlar, ben geldim” diyen bir “an”ın karesini resmetmek, dizelere dökmek zor olsa gerek. Gülüşleri ile girmişti, gülüşleri ile çıkmıştı zindanlardan. Sevda Yoldaş Sivaslı’ydı. Türkiye solundan gelmişti Kürt kadınların yaşamına. Yaşamımıza bir renk olmaya gelmişti. O renk ki, kendini en çok gülüşlerinde belirtirdi. Yaşamında hiç eksik etmezdi gülüşlerini. Aynı gökyüzüne bakıp aynı hayalleri kurmayı başarmıştık. “Halkların özgürlüğü” diyebilmişti tüm ortak hayallerimiz, dileklerimiz. Gülüşlerimizi aynı amaca akıtıyorduk. Zindanda da ortak duygularla, ortak yaşamda yer alıyorduk. Sevda Yoldaş, küçük bedenine büyük amaçlar, büyük hayaller taşıyarak yürümüştü özgürlüğe. Enerjik, yerinde durmayan, emek veren ve verdiği emeğin karşılığını yaşamda alan bir kadın.

Sevda Yoldaş, zindanda yaşamın her anını iyi değerlendirmeyi bildi. En çok yıldızları seyretmeyi severdi Sevda Yoldaş. O  yüzden demir kapıların erken kapandığı saatlerde yüzünde tanımlanması zor bir hüzün çökerdi. Yıldızları sınırsızca seyretmesi engellenmişti. “Neden yıldızları seviyorsun” diye sorduğum sorumu yine yüzünde hiç eksik etmediği gülüşleri ile yanıtlamıştı. Yıldızlar ona ışığı, aydınlığı çağrıştırıyordu. Yıldızların insanlara doğru yolu gösterdiğine inanırdı. Bu yüzden Sevda Yoldaş, doğru yolunu bulmuştu. Onun doğru yolu özgürlüğe giden yoldu. O yol ki, sadece kendisinin değil, bütün halkların çizdiği bir özgürlük yolu... Bu yüzden, yıldızlar onun en büyük rotası idi. Yıldızların aydınlığı onu Rojava’da, Minbic’te halkların yanında buluşturmuştu. Yolu Minbic’te birleşti.

Sevda Yoldaş, Kürtçe öğrenmeyi çok istiyordu. Halkların yüreğine dokunabilmek için onları anlayabilmek için gittiği her halkın dilini öğrenmek istiyordu. Anladıkça mücadele azmi büyüyordu. Onunla biz Kürt kadınları olarak kadının yoldaşlığını anlamlandırmıştık. Devrimci ilke tadında, kadın rengiyle yoldaşlıkta buluşuvermiştik. Oysa ne demiştik: Biz kadınlar güçlü olmalıyız. Bir arada olmalıyız. Kadınlara yürek darbeleri vurmak ruhsuz, duygusuz ve anlamsız erkeğin işi değil miydi? O zaman tek yürek olmak için DAİŞ’e karşı amansız bir mücadeleye gitmişti. Kadınlar özgürleşmeliydi. Hangi toplumda olursanız olun, hangi ırka, dine sahip olursanız olun eril zihniyet her zaman karşınıza çıkacaktır. Her eril zihniyete karşı kadınlar özsavunma gücünü geliştirmeliydi. Sevda Yoldaş, “toplumda yaşanan bu kırıma karşı örgütlü bir eylem ile özgür kadın kimliğini inşa etmeliyiz” diyerek DAİŞ gibi tüm renkleri yok etmeyi hedefleyen, aynı zamanda kadın düşmanı bu çetelere her zaman karşı durmak için yolunu Minbic’e vermişti. Biz kadınlar özgürlüğümüz için mücadele etmeliyiz. Bu yönlü mücadeleyi yükseltmenin bilinci ve inancı ile çıkmıştı özgürlük yürüyüşüne Sevda Yoldaş. Kadın eksenli yaşamı inşadan yol alma adına mücadelesini Minbic’te yürüttü. Sevda Yoldaş bu direnişte yer alır ve bu uğurda yıldızlaşan yoldaşlarımızdan biri olur. Yıldızları seven yoldaşımız yıldızlaşmıştı. Bir amaç uğruna... Bir haziran ayında yanımızdan ayrılmıştı. Oysa ne demişti usta şair;

‘Ne anlar acılardan güzel haziran

Ne anlar güzel bahar...’

Ya sen Sevda Yoldaş, bir haziran ayında yollarımız buluşmuş ve bir haziran ayında ayrılmıştın aramızdan. Haziranda ölmek zor Sevda Yoldaş...

Yaşamını yitiren arkadaşlarını hep yazmak istemişti. Bugün kalemim Sevda Yoldaş için akıyor. Bu yüzden bugün kelimelerim yüreğimden büyük bir göç başlatmış, lal olmuş dilimle kırgın kalemler, kırgın mısralar. Bu ayrılığa, doymayan anılara, yarım kalmış yaşanmışlıklara kırgın... Söylesene kadının yoldaşı; hangi yollar, hangi patikalar, tel örgüler koparabilir bizi senden, seni bizden... “Yaşasın halkların kardeşliği” ile başlamıştı bizlerin hikayesi, yoldaşlığı... Deniz Gezmişlerden, Kemal Pirlerden, Mazlum Doğanlardan bizlere akan bir inanç... Sosyalizmin ilkesinde bütünleşmişti tüm inançlarımız. Bizler için halkların özgürlüğü vazgeçilmez bir ilkeydi. Bu yüzdendi ki, sevdasını özgürlüğe adayanların inancının verdiği mücadele azmiydi bizi bir ortak duyguda bütünleştiren...

Şimdi yeniden haykıracağız “Yaşasın halkların kardeşliği” diye. Yeniden hep beraber semaha duracağız, yeniden bir arada ezgilerimizi söylemeye devam edeceğiz. Bizden kalan, bizden geleceğe, ortak yaşama akan bir inançla devam edecek bu inanç...

Şimdi söyle kadının yoldaşı, Paramaz’la başlamamış mıydı halkların özgürlük yürüyüşü? Ivana bu yürüyüşün başka bir rengi olmamış mıydı? Ya Sibel, ya Eylem (Cemre), ya Arîn..?

Ve şimdi sen Sevda... Bu yürüyüşün başka bir rengi olmamış mıydın?

* Alanya L Tipi Kapalı Cezaevi Mizgin Çiçek*



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür