Darbe gerilimi ve AKP

Darbe gerilimi ve AKP

Ahmet Özer*

Darbe gerilimi vesilesiyle AKP ve cemaat ilişkilerini irdelemeden önce bir kaç tespit yapmakta yarar var:

Birinci tespit şudur: 15 Temmuz darbe girişimi büyük ölçüde halkın darbe gecesi sokaklara dökülmesi, medyanın darbeyi boşa çıkaran yayınları ile engellendi. Sonrasında dörtsiyasi  partinin darbe karşıtı bildirisi, STK’ların açıklamaları ile bu durum pekiştirildi, gerek halkın yaptığı meydan  toplantıları gerekse partilerin yaptığı mitinglerle darbe karşıtlığı bilinci oluştu ve yerleşti. Bunları demokrasi geleneğinin oluşması açısından olumlu gelişmeler olarak kaydedebiliriz.

Ancak sonrasında iktidarın ve cumhurbaşkanın bu süreçte HDP’yi dışlaması, sokak ve meydan toplantılarının iktidar partisi ve cumhurbaşkanının  propogandasına dönüştürülmesi, bu toplantılarda atılan sloganlar darbe karşıtlığında birlikte bir dinamizm yaratmak yerine toplumu tekrar kutuplaştırmaya, ayrışmaya doğru sürüklemekte bu da iç barış açısından daha da tehlikeli bir gidişata işaret etmektedir.

Nitekim bu konuda vatandaşlardan bana atılan bir mesajda aynen şunlar yazıyor. “Ey Türkiye cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakan’ı ve Muhalefet liderleri; Demokrat, Yurtsever kesimleri ile Kürtleri ve Diğer Anadolu Halklarını dıştalayarak Yaptığınız ve yapacağınız Demokrasi mitingi değil, menfaatlerinizin çatışması sonucu aranızın açıldığı  “okyanus ötesi”  ile aranızdaki kavga ve iktidar savaşına son verme çağrısıdır.” Diyerek tepki göstermekteler. Bu haklı tepkiler hergeçen gün artarak devam etmektedir...

Buradan ikinci tespite gelecek olursak. Bu darbe karşısında yapılacak iki şey vardır: iktidar partisi ya bu darbeyi sadece kendisine bir tehdit ve tehlike olarak görüp demokrasi çeperini daha da daraltacak (ki hiçbir askeri darbe  baskıyı ve sivil darbeyi meşrulaştıramaz) ya da darbe girişimini ve potansiyel darbe mekaniğini demokrasi için bir tehdit ve tehlike olarak görüp ona göre davranacak, demokratik değerleri ve standartları yükselterek darbe dinamiği  karşısında güçlü hale getirecek.

Öyle anlaşılıyor ki iktidar birinci yola sapacak gibi görünüyor. Bu da Türkiyedeki demokrasi açısından negatif bir gelişmeye işaret ediyor.

Çünkü eğer ikinci yolu deneme niyeti olsaydı bu süreçte kürtleri dışlamak yerine aksine oluşan bu havda darbe harici bir genel afa gidilebilirdi. Bu ortamda silahlar susar, barış müzakerelerine yeniden dönülür, imralı tecritine son verilerek kürt sorunun çözümü gerçekleştirilebilirdi. Ve ardından bütün bunları yasal güvenceye bağlayan yeni bir anaysa yapılarak  yola devam edilirdi.

Ama bu yapılmıyor ve ne yazıkki konjonktürün sunduğu bu fırsat berhava ediliyor. Bu aslında darbe potansiyelini ve dinamiğini tamamen ortadan kaldıracak tek yoldu... Hep beraber izleyip göreceğiz.

Gelelim iktidar ve cemaat ilişkilerine. Bir kere bu darbeyi yapmaya kalkışanların içinde fetullahçu katliamcı darbecilerinden başka iki  kesim daha var. Bunlardan bir kısmı erdoğan karşıtlığı  ve nefreti ile hareket eden içinde NATO’cu ve kemalist generallerin de olduğu bir kesimdir. Diğer bir kesim ise menfaatçı olan kesimdir, darbeden nemalanmak isteyen generaller ve  onların uzantılarıdır. Bunların bir kısmı fiilen darbe girişiminin  içinde yer alırken bir kısmı ise bekle gör politikası izlediler. Darbe dinamiğinin potansiyel olarak sürüyor olması bu kesimin varlığı ile de somuttur.

Osmanlı’dan beri böyle bir gelenek var. Bu İttihat  terakicilerle sürmüş, 27 mayıs, 12 eylül darbeleri; 12 mart, 28 şubat ve 27 nisan muhtıralarıyla devam edegelmiştir. Bugün darbelere ilişkin değerlendirmeler yapılırken  sanki bunlar yokmuş gibi davranılıyor ki, bu büyük bir yanılgıdır.

Fethullahçı terör örgütüne ve onun ordu başta olmak üzere kamudaki diğer yansımaları ve örgütlemelerine gelince; Bunları baştan beri buralara yerleştiren, önlerini açan terfi ve tain eden kimlerdir? “Ne istedilerse verdik diyen bizatihi  bu iktidarın başbakanı değil mi? Biz yıllardır  bu güruhun dini bir cemaat değil başka işler peşinde olduklarını yazıp çizdik, bunu söylediğimizde de o zamanlar en büyük tepkiyi de AKP’lilerden alıyorduk.

Dolayısıyla bu konudaki en büyük günah yıllarca onları büyütüp besleyen bu duruma gelmelerini sağlayan iktidarın bizatihi kendisinindir. Bunu  da kendileri gibi herkes biliyor zaten..

Bakın vatandaşlardan gelen bir mesaj aynen şöyle diyor: “14 yıldır bu halkın tüm değerlerini ve devletin bütün olanaklarını birlikte grupsal çıkarlarınız için kullandınız. Zaman Zaman sürtüşmelerinize abilik etsin diye “Okyanus ötesine sesleniyorum Ülkene dön Bitsin bu hasretlik” çağrılar yaptığınız. “Amerika ziyaretimde Hoca efendi hazretlerini ziyaret ettim Başbakanımızın selamlarını iletim BİR EMRİN VARMI diye sordum”  diyerek Emir ve talimat aldığınız. O yüzden

Biz demokrat yurtsever Anadolu Halkları ve Kürt Halkı olarak bu meşrulaştırma, gizleme ve Toplumu kandırma  manevralarınıza dahil olmayacağız.

Daha başka birşey eklemeye gerek var mı her şey ayan beyan ortada. Sonuç olarak iktidarın  yapması gereken üç şey var bu süreçte. Bir, Ayırımcılığa gitmeden barış dilini kullanarak toparlayıcı olmak, kutuplaşmayı engellemek.. İki, darbe karşıtlığında oluşan havayı başta kürt sorunun çözümü olmak üzere demokrasiyi güçlendirmek için kullanmak. Üç, Darbecilerden hukuk içinde hesap sorarken kurunun yanında yaşın yanmamasına dikkat etmek ve parlementoyu devre dışı bırakmamak.. Bunları yaparsa  sadece Türkiye için değil kendi iktidarı için de hayırlı bir iş yapmış olacaktır..

*Mersin Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi

 

 



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür