Kürt Soykırım Günü 2

Kürt Soykırım Günü 2

Soykırım bir anlamda bir toplumun ya da topluluğun tarih bilincinin yok edilmesidir. Bilinç toplumsaldır. Bu yüzden belleksizleştirilen bir toplum, lime lime edilmiş ve kendisi olmaktan çıkarılmış bir toplumdur.
A. Haydar HENGİRVANLI

Soykırım toprağı tuzla sulamaktır

Soykırım bir anlamda bir toplumun ya da topluluğun tarih bilincinin yok edilmesidir. Bilinç toplumsaldır. Bu yüzden belleksizleştirilen bir toplum, lime lime edilmiş ve kendisi olmaktan çıkarılmış bir toplumdur. Dili bile yasaklanmış ve bu yasağa karşı direnme gücü kalmamış bir toplum belleksiz kılınmış bir toplum durumuna düşmüştür. Kader kurbanı olmak denilen hal budur. İnsanı en temel insani değerlerinden koparmanın bu biçimi ölümden beterdir. Ölümün en lanetli biçimi belki de dünü olmayan ve yarını kendisi için sorun yapmayan bir şimdi'de yaşamaya mahkum edilmektir.

Öcalan'ın da ifade ettiği gibi bizde sözle eylem arasında adeta bir ihanet var kılınmıştır. Örneğin biz Kürtler soykırım sözcüğünü sıkça kullanıyoruz. Ancak içeriğindeki acı dolu gerçeği bilerek ve acıyı tüm dehşetiyle hissederek bu sözcüğü kullandığımız söylenemez. Hele ruhsal planda ve duygu boyutunda bu sözcüğün dehşetengiz içeriğinden çok fazla etkilendiğimizi iddia edemeyiz. Kimi zaman da aynı sözcük bizde esas olarak Hitler rejiminin yaptığı soykırımları çağrıştırıyor veya kardeş halkların, örneğin Ermeniler ve Süryanilerin uğradığı mezalimi anımsıyoruz. Yine gaz odalarına doldurulan Yahudilerin sistematik bir kırım planı çerçevesinde gaddarca ortadan kaldırılması aklımıza geliyor. 'Etnik bir topluluğun sistematik bir biçimde yok edilmesi' olarak tanımlanan soykırım, çoğunlukla fiziksel imha girişimlerini akla getiriyor. Soykırım suçu işlemekle itham edilen Türk egemenleri, bu sözcüğün önüne bir 'sözde' sözcüğünü eklemeyi pek severler. Belki ağır gelecek, ancak bizim Kürt halkına karşı yapılan soykırım uygulaması karşısındaki duruşumuz da biraz 'sözde' kalıyor. Dehşet verici bir soykırım uygulamasının hâlâ kesintisiz devam etmekte olduğunu düşünürsek, bunun hiç de haksız bir yargı olmadığını kabul etmekte zorlanmayacağız.

Anımsamak yasaktır

Çok acı da olsa belirtilmeli ki, ne soykırıma ilişkin bilgimiz ne de ruhsal tepkilerimiz Türk egemenlerinin soykırım pratiğini izah etmeye yetebiliyor. 'Deneyimli bir gazeteci, duyarlı bir belge yazarı ve romancı' olan Eduardo Galeano, belki de Latin Amerika örneğinde yerli halkların yok ediliş olgusunu yakından tanımış olmasının sağladığı muazzam bilinçle soykırım olgusunu son derece çarpıcı sözcüklerle ortaya koyuyor. "Soykırım planı: Önce otu biçmek, hâlâ canlı olan son bitkiye kadar her şeyi kökünden sökmek. Toprağı tuzla sulamak... Sonra otun belleğini öldürmek. Bilinçleri sömürgeleştirmek için onları yok etmek; yok etmek için, geçmişlerini boşaltmak. Bölgedeki tüm sessiz tanıkları, hapishaneleri, mezarlıkları ortadan kaldırmak. Anımsamak yasaktır." Burada plan düzeyinde ele alınan soykırımın Kürt coğrafyasında neredeyse harfiyen ve hiç sapmaksızın hayata geçirildiğini rahatlıkla belirtebiliriz. "Otun belleğini öldürmek. Bilinçleri sömürgeleştirmek için onları yok etmek; yok etmek için, geçmişlerini boşaltmak", Bizim gerçeğimizde hâlâ sürmekte olan en yıkıcı soykırım uygulamasını ifade ediyor.

Kirden ibaretken temizmiş gibi davranma

Öcalan'ın avukatlarıyla son görüşmesinde atıfta bulunduğu bir Osmanlı sadrazamının sözleri oldukça çarpıcı, daha doğrusu sarsıcıydı. Sadrazam karşısındakine, "Kirden ibaretsin, seni temizlemeye kalksam geride bir şey kalmayacak" diyordu. Sözlerine devam eden Öcalan, sadrazamın bu sözlerinin önemli ölçüde Kürtler için de geçerli olduğunu söylüyordu. Yani Kürt insanında da büyük bir kirlenme yaşanıyordu. Bu örneği veren ve Kürtlerin bugünkü durumuyla bağını kuran Öcalan'ın ciddiyetinden hareketle sormak gerekir: Peki, bu eleştiriyi derinliğine bilince çıkarıp gereğini yapabilecek kaç Kürt var? Soykırım uygulamaları altında tutulan Kürtler için kirlenme en ürkütücü gerçeklerden biri değil mi? Biyolojik sınırlarda seyreden varoluş gerçeğine denk düşen bir yaşamın mahkumu olmanın bir onuru var mıdır? Özellikle beyaz soykırım uygulaması bu kirlenmeyi en ürkütücü boyutlara taşımıyor mu? Deyim yerindeyse kirden ibaretken temizmiş gibi davranmanın müthiş alçaltıcılığını hissedebiliyor muyuz?

Öcalan geçmişte yaptığı değerlendirmelerinden birinde, 'en bozulmuş neslin en basit fiziksel üreticileri' diye bir tanımlamada bulunuyor. Buradaki tanımlamada Kürt erkeği gerçekte en bozulmuş nesli anlatırken, kadın da bu erkeğin neslini sürdürmesini sağlayacak basit üretici olarak ortaya çıkıyor. Sınırlı bir gözlemde bulunmak bile bu neslin yapısını anlamamıza yetecektir: Bozulmuş nesil öncelikle yaşamın anlamından habersizdir; yurtsuz, kimliksiz, özgürlüksüz ve tarihten kopmuş bir biçimde, donmuş bir yürek ve silinmiş bir bellekle toprağın üstünde gezinebildiğinde buna 'yaşamak' diyebiliyor. Kendini kandırmak ve aldatmak onun her eylemine damgasını vuruyor. Bu tip en rahatsız edici ve tiksindirici koşullarda bile kendini en pespaye rahatlığın pamuktan ellerine ve tenekeden yüreğine terk edebiliyor. Kimlik olmayınca ve kimliksizlik sorun yapılmayınca, doğal olarak gururdan da söz edilemiyor. Tarih ve kimlik bilinci yok olunca, insan olmanın gururu da yitip gidiyor ve ne yazık ki bu durumda utanç duygusunun yaşanması mümkün olmuyor. Doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini ayırt etme yetisini yitirmiş kimsede vicdan yoktur. Vicdan olmayınca, kişi ne utancı ne de gururu yaşayabiliyor. Gerçekte ise böylesi bir tip insan olarak hiç yaşamıyor.
 

Soyluluğun yıkılmaz abidesi olmak

Soykırım bir toplum veya topluluk için en yüksek tehlike işaretidir. Tehdidin de ötesinde ulus-devlet mekanizmasının etkinliği ölçüsünde sonuç alan bir soykırım uygulaması altında tutulan Kürt toplumunun üyeleri olarak, bu tehlike her birimize bir dizi uyarıda bulunuyor: Kasabın bıçağı altındaki bir hayvan bile ölmemek için çırpınıp durur, ölüme karşı direnir, kasabın elinden kurtulmak ister. Ve sen insansın, yaşamı her türlü değerin üstünde tutacaksın, yok olmamak için daha fazla direneceksin, daha güçlü direnmek için örgütleneceksin, yok edilmek istenen Kürt toplumunun her bireyini ayağa kaldırıp eyleme geçireceksin. Özgür insan oyunu oynayıp kendini kandırmayacaksın. Toplumun köle bile değilken sen özgür olamazsın. Bireysel kurtuluş yolu yine farklı türden bir tükeniş yoludur. Bu yüzden bireyciliğe düşmeyeceksin; bireyciliğin bir toplumsal kanser hastalığı olduğunu bilecek, köleliğin de özünde bir tür bireycilik olduğunu bilerek hareket edeceksin. Bireycilik, bencillik ve boyun eğmişliğin soysuzluk olduğunu ve soysuzların soykırım karşısında duramayacağını, soyluluğun adanmışlık ve direnme ruhu demek olduğunu, dolayısıyla soykırımı alt edecek bir direnişin ancak böylesi soylu kişilikler tarafından geliştirileceğini anlayacaksın. Soysuzluğa karşı soyluluğun yıkılmaz abidesi olacaksın.

Nihilizm sömürge insanında görülen çarpık eğilimlerden biridir. Nihilizm aslında gerçekleşen bir şeyi yok saymak, çare ve çözüm ortadayken çaresizliğe ve çözümsüzlüğe mahkum olarak yaşamaktır. Soykırımla mücadelede çözümü mümkün kılan duruş İmralı duruşudur ve herkesin gözleri önündedir. Bu duruş görmezlikten gelinemez. Bir yandan İmralı duruşunu sahiplenmek, diğer yandan kendi bildiğini okuyup 'çorbayı bile kurtaramayacak' bir pratiğin içinde debelenmek ikiyüzlülüğün de ötesinde nihilizme kaymaktır. İmralı'daki Adam'ın hangi koşullarda tutulduğunu bilmeden ve imkansızlıktan nasıl imkan yarattığını görüp anlamadan soykırımla mücadelede başarı çizgisi yakalanamaz.

Kürt halkının asla vazgeçilmemesi ve yan çizilmemesi gereken bazı gelenekleri vardır. Öncüsü veya önderi konumundaki kişi cehennemden beter koşullarda tutuluyorsa, bizim toplumumuz yas tutar. Öncüsü veya önderi özgürlüğüne kavuşmadan evinde sevinç olmaz, orada kahkaha sesi yükselmez. Toplumsal ahlak bunu gerektirir. Bu ruh hali bireyi daha fazla geneli düşünmeye ve onunla bütünleşmeye yöneltir, tehdit ve tehlike karşısında daha fazla duyarlı kılar, kendisini kandırmasına izin vermez, sorumluluklarını sürekli hatırlamasına ve gereklerini yerine getirmesine yol açar. Önder demek beyin ve yürek demektir. Bir toplumun beyni ve yüreği en akıl almaz işkence koşullarında tutuluyorsa, bu durum orada tüm toplumun işkenceye yatırıldığını gösterir. Öncü bunu hisseder, hissetmiyorsa teneke yüreklidir. Genelde soykırım pratikleri ve özelde modernizm gerçeği insanları at gözlüklü ve teneke yürekli varlıklara dönüştürür. Nasıl bunun üstesinden geleceğimizi de yine Öcalan ortaya koymaktadır: "En azından dört yüz yıldır hegemonik bir hal alan kapitalistik modernitenin gelenekselleşen, en fanatik dinden daha çok kültleşen kavram ve uygulamalarına karşı en yetkin evliya, peygamber ve Budistik yaklaşımları geliştirilmeden, sistemin değirmenine aptalca su taşımaktan kurtulunamaz."

 

Yok etmek adaletsizliktir

Bundan on yıl önce yazılmış bir yazıdan uzun bir alıntıyla bitireceğim.

Soykırıma ve soykırım sistemine karşı mücadelede "...bütün mesele, Öcalan'ın ömrünü adadığı ve şekillendirmeye çalıştığı çözüm gücü olmuş insana ulaşmaktır. Bu da öyle zamana yayılarak halledilecek bir problem değil, özünde derhal ulaşılması gereken bir karar sorunudur. Karar ve uygulama ayrı şeyler değil tek bir süreçtir. Kürt halkı böyle bir kararlılık düzeyini yakaladığında, bütün dünyanın karşısına geçip şunları söyleyebilir: Farklı halk olarak varlığımıza rağmen bizleri yok saydınız. Bizi var eden öncüyü tutsak alıp çarmıha gerdiniz ve bir tabutluğa koydunuz. Kendi ruhumuz ve beynimiz olarak gördüğümüz Öcalan'ı bizden koparıp almakla başsız kalıp yok olacağımızı sandınız. Ama biz yine buradayız, yeryüzündeyiz, zamanın ve mekanın içindeyiz, yani varız. O bizdedir ve biz ondayız; sonuna kadar O'nda kalmaya devam edeceğiz. O'nu esir alarak bizi yüreğimizden vurdunuz. Neden bizi vurduğunuzu sormuyoruz, çünkü neden vurduğunuzu iyi biliyoruz. Siz yok olmamız için sağladığınız mutabakata uygun davrandınız; biz ise daha başından itibaren bu kararınızı bozmaya çalıştık. Sizler yok etmenin güçleriydiniz; bizler ise var olmanın savaşçıları olabilmek için çaba harcadık. Yok etmek adaletsizliktir, var olmak ise adaleti tesis etmektir. Bizler adalet aramıyoruz, onu bizzat gerçekleştiriyoruz. Sizden adil davranmanızı beklemiyoruz, çünkü siz yok etmenin güçleri olarak kesinlikle adil olamazsınız. Sizler bizi sevmiyorsunuz, hatta bizden nefret ediyor ve dünyanızdan silinmemizi istiyorsunuz. Buna karşılık biz sizden nefret etmiyoruz, tersine size acıyoruz. Nasıl bir çürümüşlüğün üzerinde oturduğunuzu fark ettikçe, durumunuza daha çok üzülüyoruz. Sizler bizi yok etmek isterken aslında kendinizi de yok ediyor ve kendi dünyanızda kayıp insanlık durumuna düşüyorsunuz. Bizler geçmişte sizin dünyanızda sahibini arayan gölgelerden farksızdık. Bu dünyadan çıkmadıkça var olmamız mümkün değildi. Oysa şimdi varız, çünkü artık sizin dünyanızda değiliz."

Buradayız

"Bir kez daha yineliyoruz: Biz Kürtler buradayız, bu dünyadayız, zamanın ve mekanın içindeyiz ve yaşıyoruz. Açık ve çıplak gerçeğimizle gözler önündeyiz. Yüreklerimizi bile kendi avuçlarımızda taşıyoruz ve yüzümüz gibi yüreğimizi de size göstermekten çekinmiyoruz. Ama sizler kapıları birbirine kapanmış bir dünyada yaşıyorsunuz. Sizin bu kapalı dünyanız bize ürküntü veriyor. Çünkü kapalılık her türlü hile, entrika ve komplonun cennetidir. Sizin dünyanız çocuk masallarında geçen kapıları kilitli odalardan oluşmuş korkulu bir mekana benziyor. Sizler sizin bile bilmediğiniz kirli dolaplar çeviren gizli istihbarat örgütlerine sahipsiniz. Bunlar sizi dahi kontrol altında tutabiliyorlar. Bu tür örgütler kurmanızın nedeni hileyi, entrikayı ve komploculuğu birer uzmanlaşma alanı olarak geliştirmek istemenizdir. Bunun için doğrusu sizden korkuyoruz ve bize karşı bundan böyle daha ne tür oyunlar geliştirebileceğinizi kestirmeye çalışıyoruz. Öcalan'ı böylesi oyunlarla tutsak ettiniz. Şairin dediği gibi dört yanını içinde dönüp çıkamayacağı birer puşt zulasına çevirdiniz. Sonunda her puşt kendi zulasındaki çivilerle O'nu çarmıha çiviledi. Çarmıhtaki Adam Türk egemenlerine adeta bir hediye paketi gibi teslim edildi ve İmralı Adası'nda bir tabutluğa konuldu. Bu vahşeti asla unutmayacağız. Hayır, sizi tehdit etmiyoruz. Çünkü her şeyiyle aydınlıkta olan tehdit edemez, gerektiğinde söyler ve yapar. Unutmamak, Öcalan'ın tutsaklığına engel olamayan ve hatta komploya açık kapı bırakan gerçeğimizle sürekli yüzleşmemiz demektir. Kendi geçmişimizle yüzleşmemizin yarattığı bilinçle bu zayıflığımızı güçlenmeye dönüştüreceğiz. Güçleneceğiz ve sizi kendimizde yeneceğiz."



 



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür