Öcalan ve yeni ‘biz’

Öcalan ve yeni ‘biz’

Taksim’deki Gezi Parkı eylemleri tüm sıcaklığıyla sürerken, Türkiye siyaset gündemi de bir keşmekeşin içerisinde sürüklenip duruyor.
A. Rahmi KILIÇ

Taksim’deki Gezi Parkı eylemleri tüm sıcaklığıyla sürerken, Türkiye siyaset gündemi de bir keşmekeşin içerisinde sürüklenip duruyor. Tüm kentlere hızla yayılan ve özünde iktidarı ve başbakanı hedef alan bu gösterilere, çokça önem atfedenler de ekranlarda boy gösteriyor. Adeta 68 ruhuyla bir tutuluyor. Derin romantik ve mizahi anlamlar yükleniyor bu eylemlere. Tabi ki özünde iktidarı hedef alan her hareketlilik devrimci bir nitelik taşır; fakat en azından yüzeysel de olsa ideolojik derinliğinin bulunması da gerekmiyor mu? Hareket halindeki kitlelerin içinde devrimci, sosyalist ve yurtsever bireylerin olması, bunun için yeterli midir; peki başta İzmir olmak üzere ulusal ve ırkçı bir tavırla ortaya dökülenlere ne demeliyiz?

Bu hengame ortasında barış sürecinin akibetinden kaygılanmamak elde değil. PKK gerillaları Öcalan’ın çağrısına uyarak Kandil’e çekilmeye başladılar. Bir bütün olarak verdikleri söze sadık kaldılar. Fakat Türkiye cephesinde şu ana kadar en küçük bir kıpırdanma bile maalesef yok. Bu da Kürtleri onurlu ve hakça bir barış ihtimali konusunda epey kaygılandırıyor. Üstelik Taksim protestoları zaman zaman barış sürecini hedef alan ulusalcı yaklaşımlara hedef oluyor ve süreci sabote edebilecek yaklaşımlara kapı aralıyor. En azından şimdilik Kürtlerin talepleri ve barış süreci gündemin ilk maddesi olmaktan çıkmış görünmektedir. Üstelik bu protestoları gerçekleştirenlerin ciddi bir kısmının bilinçaltında Kürtlere yönelik ırkçı ve inkarcı yaklaşımlarının olduğu da bir gerçekliktir. Fakat yine de gerek Kürt, gerekse Türk cephesinde siyasal hayatın ve söylem ile temsilin örgütlenmesinde önemli dönüşümlerle karşı karşıya olduğumuz tartışılamaz bir gerçekliktir. Bu eşzamanlı dönüşümlerde Öcalan’ın barış sürecinde yaptığı çağrıların önemi es geçilmektedir. Yeni Türkiye’nin inşasında Öcalan, perspektifi çok net biçimde gözler önüne sermiştir. En azından Newroz açıklaması yeterli derecede anlaşılmalıdır. Kimseyi ötekileştirmeyen, tüm kimliklere ve inançlara eşit mesafede duran ve onların kendilerini ifade etmelerinin yolunu açan bir siyasal sistemin zorundalığı vardır. Öcalan Kürtlere ve Türklere yeni “Biz” kavramını önermiştir. Bu “Biz” kavramı ile iktidarın kavradığı “biz” kavramı farklıdır. İktidarın anladığı “biz” kavramında tekçilik varken, Öcalan’ın “Biz” kavramında çeşitlilik vardır. İktidarın ve başbakanın tüm medyayı baskı altına alarak sürü gazeteciliğini yaygınlaştırması ve toplumu hipodermik (şırınga etkisi) etkiye maruz bırakarak tektipleştirmeye çalışması yan etki yaratmış, hatta kendi “biz”ini dahi kaygılandırır hale getirmiştir.

Hiç şüphesiz iktidar, bir “meşruiyet bunalımı” yaşamaktadır. Bu bunalım; Habermas’ın kapitalist toplumların üç ana bunalım öğesinden biri saydığı “devlet müdahalelerinin siyasallaşmasından kaynaklanan güdülenme” bunalımıdır. İktidar, büyük bir umarsızlıkla kendi siyasal anlayışını topluma dayatma güdüsüyle hareket etmektedir. Bu güdülenmede başbakanın sert ve tavizsiz uslubu kadar her şeyin iyisini ben bilirim yaklaşımı da rahatsızlık yaratmaktadır. Başbakanın hem protestoculara hem de kendi bakanlarının açıklamalarına “alık” durması neticede kendi meşruiyetini de sorgular hale getirmiştir.

Diğer yandan üç aya yaklaşan barış sürecine rağmen Kürtlerin taleplerine herhangi olumlu bir yaklaşım emaresi dillendirilmemektedir. Taksim protestolarına karşı Kürt gençliği barış sürecini sekteye uğratmama umuduyla ihtiyatlı yaklaşmaktadır. Tüm Kürtlerde büyük bir özgürlük ve onurlu barış beklentisi vardır. Öcalan’ın sürekli gündemleştirdiği ‘Demokratik Cumhuriyet’ tezini derhal yaşama geçirmek, bu coğrafyada yaşayan Türklerin, Kürtlerin, diğer etnik grupların, inanç ve ideoloji gruplarının, kadınların ve “öteki”lerin tamamının özgürlüğü ve eşit temsilini sağlayacaktır. Böylece hep dillendirilen halklar ve inançlar mozaiği olan Türkiye’de yeni “Biz” kavramı içerisinde ifadesini bulan herkes, kendini bu ülkenin gerçek vatandaşı olarak görecektir.

Sonuç olarak başta Başbakan Erdoğan olmak üzere tüm iktidar sahiplerinin halkın taleplerine kulak vermesi ve bir an önce akılcı ve olumlayıcı adımlar atması en doğru okuma olacaktır.



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür