Tekçi Frankensteinler!

Tekçi Frankensteinler!

Victor Frankenstein şöyle diyordu: “O korkunç kasım gecesinde ayaklarımın dibinde yatan cansız nesneye yaşam kıvılcımı aşılamak için gereken aletlerimi toplayıp önüme dizdim ve işe koyuldum.
Abdullah ÇELİK

Victor Frankenstein şöyle diyordu: “O korkunç kasım gecesinde ayaklarımın dibinde yatan cansız nesneye yaşam kıvılcımı aşılamak için gereken aletlerimi toplayıp önüme dizdim ve işe koyuldum. Yaratığın solgun sarıgözünün açıldığını gördüm; zorlukla nefes alıyordu. Bir şey onu sarsmışçasına elleriyle kollarını kıpırdattı.” Frankenstein, elektrikle hayat verdiği o malum yaratıkla bağdaştırılan bir bilim canavarı, yarı efsanevi bir kabus yaratığı haline gelmiştir.

Frankenstein’in asıl yaratıcısı Mary Shalley, daha sonra bilimsel araştırmalara yoğunlaşmıştı. Kurgusal bir kitap olsa da, Frankenstein yayımlandığı tarih 1818 yılındaki bilimsel manzaraya getirilen güçlü bir yorumdu. O sıralar ölülerin hayata döndürülmesi olası gibi görünüyordu. Boğulan cesetlere başarılı bir şekilde hayat verilmeye çalışılıyordu, anatomistler kısa bir süre önce asil insanlara halk önünde deneysel gösteriler yapıyor, cesetlere yoğun miktarda elektrik akımı vererek el ve ayaklarının hareket ettiriyor, sırtlarının yay gibi gerilmesini, gözlerinin açılmasını sağlıyorlardı. Araştırmalar devam etti. Yirmi yıl sonra bilim insanları, bir jeologun taşa elektrik vererek ondan böcek yarattığına dair yaygın haberleri hareketle tartışıyorlardı.

Bu tartışmalar halen de sürüyor. Öyle ki, Frankenstein’in heyulası memlekette cirit atıyor. Tıpkı taşa verilen elektrik gibi, nasyonalist milliyetçiler de, işlevsiz ve gereksiz hale gelen ulus-devleti yeniden diriltmek istiyorlar. Milliyetçilik, hakikat algısından uzak olduğu için, hep Frankenstein’ler yaratma peşindedir. Şunu biliyoruz ki, ulus-devlet yeryüzünde gezinen tanrıysa, milliyetçilik de o tanrının yeryüzündeki dinidir. Ulus-devlet algısı; zihni, mitik söylenceler üzerine kurgulandığından ötekisini hep yok sayar. Kurgusal olanı yeniden canlandırmak ister. Yılan gibi her şeyi yutan ulus-devlet, miadını da çoktan doldurmuş, zehrini boşaltmıştır.  Bugün ulus-devlet ve ulusalcılık tüm görünümüne rağmen en kaba, en kof ve içi boşaltılmış olan bir konumdadır. Bin bir surata bürünse de, zorbalık tasladığı, sömürülü olgusal ilişkiler yumağı olduğu kesin. Milliyetçilik, kapitalist modernitenin hem dinsel söylemidir; ama hizmet ettiği emrinde olduğu ise, ulus-devlettir. Bu bağlamda, “milliyetçiliği dinlerin dini, ulus-devleti ise tanrıların tanrısı olarak (merkezi uygarlık-istemi alanında) yorumlamak son derece öğretici olacaktır.” Zira tek dil, tek vatan, tek kültür, tek bayrak, tek ulus tekerlemesi toplum gibi karmaşık ve çeşitlilik arz eden gerçeklik için bir çözüm değil, sorunların çıkış noktasıdır.  Ulus-devlet toplumsal doğayı mühendislik projeleriyle doğramakla sadece olgusal gerçekliği değil, algısallığını da tahrip eder. Alfred Dublin şöyle der: “Devleti ele geçirirsen o senindir, sen de onunsundur ve artık sen yoksundur.” Ulus-devlet bir Frankenstein ise, bundan nasıl kurtulanacağı yerine, dört elle sarılanlara şaşmıyoruz. Algı faşizan olduğundan, dil zehir saçıyor. Kendisini bir başkasından üstün görme, beyaz soykırımcı bir hastalıktır.

Asıl sorun, demokratik yaşamı hak eden bir ulusa bu tekçi paradigmayı reva gören iktidar ve elit sınıfların zihniyetindedir. Halklara deli gömleği giydirilmesi de bu olsa gerek. Aklın esaretinin bedelini ödeyenler, ne Frankenstein’ler oluyor, ne de onu yaratanlar. Bu veba salgını gibi, tekçiliği akıl tutulması düzeyinde yaşatan ulus-devletin, farklı halklara özgürlüğü hak görmeyecek kadar çılgınlaşması devam edeceğe de benziyor. Sözde yapılan anayasal değişiklikler Frankenstein’e sahte mimik ve jestler verdirmeyi çağrıştırıyor. Unutmayalım ki, ölü ideolojiler toplumlara can vermez. Trajedilerin süreğenliğine sebep olur sadece. Yaşanan da budur...



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür