Kapitalizm fiyatlandırmaktır

Demokrasi bir kopuş sistemidir, uygarlıktan kopuş sistemidir, bunu unutmamak lazım. Uygarlık sisteminden kopuş, kaçış, dışına çıkıştır. Böyle bir değerlendirme bizi demokrasiyi daha sağlıklı tanımlama, onu daha iyi kurmaya ve korumaya götürür. Siz sistemi yıkmada.... →  Ali H. YERKAN

Demokrasi bir kopuş sistemidir, uygarlıktan kopuş sistemidir, bunu unutmamak lazım. Uygarlık sisteminden kopuş, kaçış, dışına çıkıştır. Böyle bir değerlendirme bizi demokrasiyi daha sağlıklı tanımlama, onu daha iyi kurmaya ve korumaya götürür. Siz sistemi yıkmadan kendi sisteminizi kuracaksınız, sistemin içinde ona karşı mücadele ederek kuracaksınız. Her yerde iktidar var, her yerde sömürü odakları var, o zaman sömürü odaklarının olduğu her yerde ona karşı direniş, aynı zamanda kapitalizmin olduğu her yerde, aynı şekilde toplumsal inşa çabası topluluk inşa etme çabalarıyla buna karşılık vereceksiniz. Direnmek ve topluluk inşa etmek; ikisi iç içedir, birliktedir. Sistemin içinde sisteme karşı direniş bu tarzda olur.

Kapitalizmde değeri fiyatla ölçüyorlar

Eduardo Galano adını duyanlarınız vardır, hala yaşıyor. Bir sefer televizyonda onunla yapılan röportajda sunucu, Küreselleşme nedir(?) diye Galano’ya sordu: “Küreselleşme kapitalizmin her yere girmesidir, kapitalizmin dışında kalan hiçbir alan ya da kişinin bırakılmaması dolayısıyla her yerin ve herkesin pazar ilişkileri içine sokulmasıdır.”  Devamla da, “Küreselleşme pazara girmektir, pazara girdiniz mi bir fiyatınız olur, fiyatınız oldu mu da bir değeriniz olur. Bu ilişkiler içine girmiyorsanız, fiyatınız olmaz, fiyatınız olmadığı içinde değeriniz olmaz. Değersiz olan her şey tasfiye edilir, küreselleşme bu anlamda sistem dışı kalanların yani pazar ilişkisi içine girmeyenlerin tasfiyesidir,” diyordu.

Kapitalizmde değeri fiyatla ölçüyorlar, bu o kadar muhteşem bir değerlendirmedir ki, küreselleşme veya kapitalizmi bundan daha iyi izah edebilecek bir şey yoktur. Yani kapitalist ilişkiler içerisine girmek bile boynunda görünmeyen bir fiyat etiketi ile dolaşmak demektir. Pazar ilişkisi bir ücretlilik ilişkisi, bir alım satım ilişkisidir. Çünkü pazara mal, meta sunulur. Kapitalizmde toplum metalaştırılmıştır. Önderlik “metalaştırılan toplum elden çıkarılmak istenen toplumdur”der. Çünkü metayı satmak istersin; satamazsan değeri yoktur. Satarsın, yani toplum da satılan bir şeye dönüşüyor sadece insan değil, toplum yani alım satım konusu yapılamayan tek bir değer bile yoktur. Özellikle de Galano’nun Önderlikle de bağlantısını kurarak ve değeri kendisine fiyat biçilemeyen bir şey olarak, değersizliği ise kendisine fiyat biçilen bir şey olarak ele almak gerekir. Onurun, özgürlüğün fiyatı var mıdır?

Şunu unutmamak gerekir ki asgari ücretle çalışan biri de emeğini satıyordur. Bir saatlik podyuma çıkışta milyonlarca dolar alan seçkin bir manken de ücretlidir. İkisi de kendini satar, ikisinin de fiyatı vardır. Biz kapitalizmin tarihini bile çok fazla bilmiyoruz. İnsan İngiltere tarihini okuduğu zaman ki kapitalizm orada gelişiyor; kapitalizmin başlangıçta en çok geliştiği alan İngiltere’de dokuma sanayidir. Bu sanayi için temel hammadde yündür, bunun için de koyun beslemek zorundasınız. Dolayısıyla İngiltere’nin kırsal alanları boşalıyor, toprak sahipleri oralardaki köylüleri çıkartıyor ve o alanları koyun otlatmak için meraya dönüştürüyorlar. Onun için toplumu yutan bir şey olarak değerlendiriyorlar. Bu tarzdan ötürü toplumdan, kırsaldan kopanlar, kentlere doluşuyorlar. Manchester kenti öyle oluşuyor. İşçileşmenin zeminini de böyle oluşturmaya çalışıyorlar. Açlıktan ölenler var fakat fabrikada verilen işlerde de çalışmıyorlar; akılları almıyor, insan para karşılığı çalışır mı(?)

Uygarlık zaman içerisinde köleliğin içselleştirilmesidir

Önderlik hakikat üzerine değerlendirme yaparken şöyle diyor: “Bin yıllar öncesinde kadın hakikatten uzaklaştırılıyor ve hakikatten uzaklaştırılan kadın sürekli üretiliyor. Nerede kaybettiğini bile bilmiyor.” Aslında  Kürtler de nerede kaybettiğini bilmiyor; bunu kader sanıyor. Doğal halin bu olduğunu sanıyor, oysa insanlığın başlangıcı farklıdır, yani insanlar direniyorlar. Müthiş direniyorlar. Akıl hastanesi bundan dolayı doğuyor, hapishaneler bu temelde oluşuyor. Serseriliğe karşı yasa çıkartıyorlar, işsiz olan kim varsa tutuklayıp cezaevine koyuyorlar, cezaevinde direndi mi “bu hastadır” deyip akıl hastanesine yolluyorlar. Öyle öyle terbiye ederek, alıştırarak işçi yapıyorlar. Gönüllü işçi olan kimse yoktur. Önderlik bunun için Avrupa’da doğal toplum geleneğinin çok güçlü olduğunu söyledi. Avrupa’da doğal toplumun anıları çok taze olduğu için kapitalizmi peşinen kabul edilmiyor ama direnişi de uzun sürmüyor. Bunu başka şeylerde de görebiliriz; belgesel niteliğinde filmler var, bunların en güzeli “Kökler’dir”. Bu dizi harika bir dizidir, özellikle giriş bölümlerinde kölelerin neden ve nasıl ABD’ye götürüldükleri çok çarpıcı anlatılıyor.

İlk köleler müthiş direniyorlar; kaçmak için çok uğraşıyorlar, ayaklarını bile kesiyorlar, adlarını değiştirmek istiyorlar, kabul etmiyorlar. ABD’liler “senin adın Robert’tir”diyor; cevap “hayır Kunta Kinta’dır” oluyor. Asla değiştirmiyor, sonuna kadar direniyor. Ama sonra ki kuşaklar adlarını değiştiriyorlar.

Düşünün yani, Mandela’nın ön adı Nelson’dur, Nelson aslında bir İngiliz generalidir. Bu ismi İngilizler, Mandela okula kaydolduğunda veriyorlar. Gerçek adı Madiba’dır. Demek ki uygarlık zaman içerisinde köleliğin içselleştirilmesi demektir. Kölelik yumuşatıldıkça içselleşiyor ve o oranda kabul görüyor. Süreç içerisinde başlangıçtaki şiddet yerini yavaşça yumuşak unsurlara bırakıyor ve köleliği içselleştiriyor.

Kapitalist sistem dediğimiz şey ise köleliğin içselleştirildiği ve derinleştiği sistemi tanımlıyor. Aslında feodalizmde de biraz bu var, feodalizm uygarlığın zirvesi oluyor, burada da içselleşiyor. Toplum siliniyor, Kapitalizm toplumu tümden çürütüyor. Burada anlatmaya çalıştığımız şey bu durumun bize normal gelmesi ve kapitalizme karşı tepkilerimiz az olmasıdır. Önderlik “kusmak gerekir” diyor, kusmak için midenizin bulanması gerekiyor, kapitalizmi gördüğünde, kapitalist ilişkileri gördüğünde tiksinen kaç kişi var. Tamam, ret edersiniz ama tiksinmek ayrı bir şey.

Kapitalizm yüzeysel insan yetiştirir

Demek ki burada etkilenmemeyi korumak önemlidir veya bunu daha iyi görmek önemlidir. İsa’nın İncil’de çok güzel bir sözü var, bazı kişiliklere değiniyor: “Onlar kireçle boyanmış mezarlıklara benzerler, uzaktan çok güzel görünürler, rengarenktirler, parıltılıdırlar ama daha yakına gidip içine baktığınızda içinde çürümüş kemik yığınları ve mundarlıktan başka bir şey bulamazsınız”

Kapitalizm de öyle dıştan baktığınızda çok güzel görünüyor, albenisi var ama derinliğine içine bakan göz var mıdır; yani, derinliğine baktığınızda her türlü mundarlığın gizli olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz.

Kapitalizm buna karşın derinliğine bakabilen değil, yüzeysel insan yetiştirir. Kapitalizm göze hitap eder, göz gördüğüne bakar, altına inmez, reklam, gösteri toplumu hep bu anlama gelir. Gördüğünle yetinirsin; sanaldır, sanalın derinliği, altı var mıdır, yoktur. Sanal bir yanılsamadır, gerçekten görüntüdür. Aslında karşınızda sinema şeridinde oynayan film gibidir, altı yoktur. Yaşamdan kopma da böyle gerçekleşir, bireyin mevcut gerçekliğe bakışı müthiş ölçüde yüzeyseldir, yüzeysellik o toplumun içinde yer alan modernist insanın en temel özelliğidir.

Şu noktadan hareket etmek gerekir, tarihten söz ediyoruz ya, giriş babında şunlar söylenebilir: “Tarih insanın geçmişidir, insanlığın yaşıdır” böyle de adlandırılabilir. “Tarih bir hafızadır” hafıza geçmişe bağlı oluyor, toplumun olduğu yerde mutlaka geçmişe bir bağ var ve hafıza vardır, gelenek de zaten böyledir. Geçmişe bağlılık, ataların ruhuna bağlılık yani onları sürekli anma ve onlardan bir hafıza oluşturma var. Ahlak da hafıza ile bağlantılıdır, toplum çözüldüğünde dağılan toplumsal hafızadır. Hafıza kalmayınca geçmişle bağ kopar, tarihle bağ kopar ve günü birlik yaşam dediğimiz şey de odur. Anın tüketici hayvanına dönüşmek odur, kapitalist modernitenin içindeki insan anın tüketici hayvanına dönüşmüş insandır. “An”da yaşar, yani onun geçmişi dün, geleceği yarındır, dün ile yarın arasında şimdide yaşayan bir varlıktır.

Böyle bir varlığın hayal kurma gücü olamaz. İnsanın hayallerinin çoğu geçmişin içinden çıkar. Hayaller hakikatle ilgilidir, hakikat de geçmiştedir, insanın hakikati geçmiştedir. Yitirdiğinizi geçmişte yitiriyorsunuz, o açıdan da geçmişi ile bağı kopan insan hayvanlaşmanın eşiğine gelmiş olan insandır.

Bizde muazzam bir tarih bilincinin gelişimi var aslında. Eğer derinliğine içselleştirilirse, Önderlik demek tarih bilinci demektir. Her bilinç tarihseldir; bunu kesinlikle unutmamak gerekir. Tarihten kopuk bilinç yoktur. Çünkü bilinç yaşanmış olanın, toplumsal olanın içinden çıkar. Her türlü bilinç toplumsaldır, her türlü değer gibi bilinç de bir değer olarak toplumsaldır. Bunun dışında bilinç yoktur. Toplumsallık dağılmışsa bilinç yoktur, güncelliğe dayalı en köleleştirici yaşam vardır. Cehalet neyle bağlantılı, doğrudan geçmişten kopmakla. Önderlik “kendi başlangıçlarını bilmeyenlerin tarih bilgisi her türlü kötülüğün kaynağı olan cehaletin temelidir “der. O yüzden başlangıcımızı bilmek önemlidir, başlangıcımızın olduğu noktaya kadar gider, oradan gelir bugüne ve yarının umutlarını görürüz. Aslında özlemlerimiz hep geçmişle, umutlarımız hep gelecekle ilgilidir. İnsan hep geçmişe özlem duyar, altın çağlara özlem duyar, aslında özlem budur.  Özgürlük hiç olmayan bir şey değildi, insanlık bir dönem özgürdü. Toplumsal dayanışma insanın özünü meydana getiriyordu. Ortada sınıf, devlet, iktidar yoktu. Belki de cennet hayali bile somut gerçekliğin içinden çıktı. Cennet belki de Mezopotamya’daki yaşamın kendisiydi; gerçekten öyledir. Tevrat’ta bile cennet bu dünyadadır, Kuran’da bile böyledir, cennet de, cehennem de bu dünyadadır.

0 Yorum

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür