Ahmet Davutoğlu neden azledildi?

Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu’nun önce AKP MYK’sı tarafından bazı yetkileri kısıtlandı, daha sonra yayımlanan Pelikan dosyası ile yıpratıldı ve en sonunda Saray’da yaptığı görüşme sonrası kendi deyimine göre partiyi olağanüstü kongreye götürme ve başbakanlıktan istifa kararı alıyor. Bize göre ise a.... →  Akan Sönmez

Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu’nun önce AKP MYK’sı tarafından bazı yetkileri kısıtlandı, daha sonra yayımlanan Pelikan dosyası ile yıpratıldı ve en sonunda Saray’da yaptığı görüşme sonrası kendi deyimine göre partiyi olağanüstü kongreye götürme ve başbakanlıktan istifa kararı alıyor. Bize göre ise azlediliyor. Peki neden?

Pelikan dosyasına bakalım. “Sonuç: Hoca ile REİS arasındaki hikâye basit bir ihtiras hikâyesi değildir”...Kaybedeni de bellidir!” diyor ama bütün yaşanan olumsuzlukları Davutoğlu ve ekibinin ihtirası ile açıklanıyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu ve ekibi “kendi ihtiraslarının peşinden koşabilmek için yapmış” ve sorunların müsebbibi de odur vb açıklamalar. “Davutoğlu ve ekibi Saray’a danışmadan, Saray’ın arkasından iş çevirmiş, yediği ekmeğe (bakanlık, başbakanlık) nankörlük etmiş, arkadan hançerlemiş vb, yani kısaca Saray’la ters düşmüş, hata yapmış, sorun çıkarmış vb ve bunun cezası olarak yol gösterilmiş vb açıklamalar yapılıyor. Bize göre ise Saray “Ben yapmadım o yaptı” anlayışı ile “günah keçisi” Davutoğlu’na “mıntıka temizliği” yaptırılıyor. Ama nafile, sonuç değişmeyecek. Kirlilik artarak devam ediyor.

Bozuk düzende sağlam çark olmaz

Erdoğan ve ekibi ile Davutoğlu ve ekibi ikisi birlikte AKP’nin bugünkü iç ve dış politikasının mimarlarıdır. Davutoğlu ile Saray, “Başkanlık” üzerinde mi anlaşamadılar? Kürt sorununun çözümü, yeni anayasa veya komşu ülke Suriye ve Rusya için yeni politikalarda mı anlaşamadılar? Hayat pahalılığı, işsizlik, kadın ve çocuk cinayet ve tecavüzlerine karşı geliştirdikleri çözümde mi anlaşamadılar? HES, RES, Termik, Nükleer, Maden vb insan yaşamını hiçe sayan projelere karşı geliştirdikleri insani çözümlerde mi anlaşamadılar? Hiçbiri? Her iki ekip sorunları çözmemek, süründürmek, kangrenleştirmek üzerine birlikte hareket ettiler. Siyasette genel kural halkın ihtiyaçlarına, sorunlarına en iyi çözümü sunmak ve hayata geçirmek ve sonuçlarını alıp tekrar daha iyisini yapmak vb şeklindedir. Sorun çözmeyen çözülür kaidesi siyasetin fıtratında var. Sorunları öğütüp çözüm üretemeyen AKP tezgâhının dişlilerinin birbirini yemesi daha da hızlanarak sürecek.  

Bin operasyonundan on binler operasyonuna

Bugün ülkemiz 90’lı yıllarda yaşatılan Çiller ve Ağar iktidarının “1000 operasyonunun” 10.000’lerini yaşıyor. 90’lı yılları okurken, bu günü de okumuş oluruz. Birçok aydın derin devlet marifetiyle faili belli olmayacak şekilde öldürülmüş, Türkiye’de şeriat korkusu yaratılmış, böylece halk sindirilmişti. Sonu gelmez faili meçhuller ve katliamlar, Hizbullah adıyla veya JİTEM marifetiyle yürütülüyordu. Ülkenin geneli kan gölüne çevriliyordu. Olağanüstü halde 6 il olmasına rağmen ülkenin geneli olağanüstü halle yönetiliyordu. Bu korkunç yıllarda Türk, Kürt, Arap vb bütün Türkiye anaları çocukları için ağlıyordu. Atılan her türlü top, tüfek, tank, panzer vb mermisinin tepmesi hepimize ekonomik kriz, zam, işsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik ve sağlıksızlık olarak geri geliyordu.

7 Haziran seçimlerinden biraz önce başlayan ve bugüne kadar süren ve her türlü hukuksuzluğun uygulandığı süreç 90’lı yıllardan çok daha şiddetlidir. Çünkü 90’lı yıllarda resmi veya gayrı resmi görevlilerin bir hukuk korkusu, bir gün yargılanabilecekleri korkusu vardı. Bugün ise mevcut iktidarın böyle bir kaygısı bile bulunmamaktadır.

Bu açıdan baktığımızda Davutoğlu’nun azli bir dönüm noktası olarak alınabilir. Bundan sonraki süreçte hukukun daha çok çiğneneceğinin ilk işareti Nusaybin ilçe merkezinin hava uçakları ile bombalanması ile verilmiştir. Bu fikir Davutoğlu’nun savaş karşıtı olduğu algısı yaratmasın; politika daha şiddetlenirken Saray daha uyumlu ve adaptasyonu yüksek bir başbakan peşindedir. Yani strateji üreten değil uygulamacı peşindedir. Saray’la Davutoğlu arasında stratejik ayrılık yoktur. Zaten Davutoğlu bu süreçte bir örgüt adamı gibi davranmıştır. Saray’a karşı herhangi bir saldırı ya da eleştiri yöneltmemiştir.

Umudu ve mücadelesi var büyük insanlığın

Bugünler için umutlu olmak istiyorum. Bütün demokrasi güçlerinin daha yüksek bir sesle BARIŞ çağrısı olmalıdır. Çünkü gidilen yol bütün halklar için uçurumdur.

Bir ayda bitecek denilen operasyonlar bugünlerde 1. yılını dolduruyor. Türkiye ciddi bir savaşın eşiğinde debelenirken halkların vereceği BARIŞ refleksi, bütün halkların özgürlük ruhu olabilir; çünkü birimiz bile özgür değilse hepimiz tutsağız demektir.

Kürt, Alevi, Arap, Çerkez, Sünni, Azeri, Türk, Süryani, Êzidî, Ermeni, Hrıstyan, Roman ve kendini başka biçimlerde tanımlayan bütün gruplar hepimiz Türkiye’yiz. Birimiz özgür olmadan geri kalanları da özgür olamaz. Toplumun bir kesimi esir alınmaya çalışılıyor ve ötekileştiriliyorsa asıl hedef geriye kalanlardır. Halklar bu oyunu bozmalıdır. Saray’ın bütün halkları esir alması önlenmelidir. Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz!  Çözüm Türkiyelilerin Birlik, Emek, Barış ve Özgürlük mücadelesindedir.

0 Yorum

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür