Barış ve özgürlük dayanışmayla mümkün

Mecazen değil, tam da içini dolduran tanımıyla ateş çemberi içinden sağ salim çıkmaya çalıştığımız günlerden geçiyoruz. Bir çoğumuz yeterince farkında olmayabilir ama ülkenin en karanlık dönemine tanıklık ediyoruz. Bir adam ve çevresindeki küçük azınlığın, kurdukları rant ve suç sistemini ilel.... →  İnci HEKİMOĞLU

Mecazen değil, tam da içini dolduran tanımıyla ateş çemberi içinden sağ salim çıkmaya çalıştığımız günlerden geçiyoruz.

Bir çoğumuz yeterince farkında olmayabilir ama ülkenin en karanlık dönemine tanıklık ediyoruz.

Bir adam ve çevresindeki küçük azınlığın, kurdukları rant ve suç sistemini ilelebet sürdürme ihtirası -ya da sürdürmeye çalışmaktan başka çarelerinin kalmaması-, yalnız tüm etnik, inanç, mezhep, yaşam biçimi gibi farklılıkları yok etme, birbirine düşman etme tehlikesinin ete kemiğe bürünme aşamasına getirmedi, aynı zamanda korkunç bir gerçeği de çırılçıplak önümüze serdi.

“Ya kaos ya AKP”den “İç savaş çıkarsa ezer geçeriz”e kadar uzanan bir gözü dönmüşlük, her gün ekranlardan, tek elden yönetilen havuz medyasının manşetlerinden toplumun bütün dikişlerini patlatacak bir lav yakıcılığı ile püskürtülmeye başlandı.

Bu zihniyetin karşısında duran ya da durabilecek her kişi, kurum,çevre; ne varsa, kim varsa, artık iktidarın kara listesinde, sırasını bekleyen hedefler haline geldi.

Ama, elbette her daim sırayı kaptırmayan Kürtler, legal oluşumları, resmi partileri, seçilmiş siyasetçileri, yasal basın-yayın organları bir kez daha ilk hedefti.

Hal böyle olunca  haksızlığa, hukuksuzluğa karşı çıkarak, Kürt halkının yanında olan akademisyenler, gazeteciler, sivil toplum örgütleri de hedef haline geldi.

Havuzun bulanık medyası kanalıyla, yalan-dolan-montaj bombardımanıyla önce itibarsızlaştırma, ardından tepedeki adamın işaretiyle yargı devreye sokularak cezalandırma süreçleri peş peşe gelmeye başladı.

Uzun bir süredir otomatiğe bağlanmış bu süreç arada bir ‘memur’ları es geçip yargıçlara denk gelince ‘kazaya uğruyor’, hukuk “ben hâlâ varım” diyordu ki; karanlığın güncel tarihçileri bu boşluğu görüverdi.

Meclis’ten çıkarılan son yasayla, yargı yukarıdan aşağıya yeniden dizayn ediliyor. Yargıtay, Danıştay ve de zaten güvenilirliği tartışmalı olan Yüksek Seçim Kurulu (YSK), bu yeni yapılanmayla AKP’nin ‘memur’u olarak görevlendirildiler.

  90’lı yıllarda dağıtıcılarını, muhabirlerini öldürererek, o da işe yaramayınca bombalayarak susturmaya çalıştıkları Özgür Gündem gazetesinin çalışanları, bu dönemde de cezaevlerine gönderilirken bir ‘bağımsız yargıç kazası’na uğramaması sağlama alındı.

90’lı yıllarda JİTEM’i, asit kuyularını, yargısız infazları, sivil katliamlarını ,JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan’ın itiraflarını yazan Kürt medyası, bugün de Kürt coğrafyasında olup bitenleri, katliamları, hak ihlallerini haber verdiği için susturulmak isteniyor.

Kalan sayılı bağımsız yayın organı da açılan davalar, para cezaları ile boğuşarak varlığını sürdürmeye çalışıyor.

Çünkü o adam, trilyonlar döküp kurduğu bulanık havuzun tüm pisliğine, yargı-yasama ve yürütmeyi elinde toplamayı başarmasına rağmen bir kaç farklı sesten bile korkar hale geldi.

Korkuyor, çünkü yaptıklarını en iyi kendi biliyor.

Ve korkaklar tehlikelidir.

Korkakların, adil ve eşit koşullarda hesaplaşacak yürekleri olmadığından arkadan vururlar. Pusu kurarlar, tetikçi kullanırlar.

O halde bize düşen direnmek, dayanışmak, bir demokrasi-hukuk-barış bloku yaratarak gasp edilen özgürlüklerimize sahip çıkmaktır.

Ya bu zulüm düzeninde tek tek yok olacağız, ya hep birlikte yeni bir dünya inşa edeceğiz.

Başka seçenek kalmadı!

 

 

0 Yorum

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür