Ciğerdeki nem

Beraberinde getirdiği felaket rüzgârı biraz hafiflediğinde 12 Eylül’ün tahribatları daha kolay görünür olmuştu. Bütün toplumsal yapıyı yozlaştırmıştı ama en çok üç meslek grubunda, sosyalist harekete önemli bir kadro desteği veren üç alanda, öğretmenler, avukatlar ve hekimler arasında büyük bir aşın.... →  Ali ÇAKMAK

Beraberinde getirdiği felaket rüzgârı biraz hafiflediğinde 12 Eylül’ün tahribatları daha kolay görünür olmuştu. Bütün toplumsal yapıyı yozlaştırmıştı ama en çok üç meslek grubunda, sosyalist harekete önemli bir kadro desteği veren üç alanda, öğretmenler, avukatlar ve hekimler arasında büyük bir aşınmaya yol açtığı konuşuluyordu. Toplumsal yarar, ‘iyilik’ duygusu ve insanların acılarını paylaşmakla en çok iç içe olduğu düşünülen bu mesleklerde arsızca yaşanan özelleşme, parasallaşma hem buralardan sosyalist harekete yönelen bağları zayıflatmış hem de bu mesleklerin ‘saygınlığını’ eritmişti.  

Toplumsal yarar, iyilik, acının dindirilmesi yarı-tanrısal kavramlar ve galiba en çok hekimlere yakıştırılıyor: Ölümün düşmanı ve onun karşısında en avantajsız, en zayıf olanların, yoksulların, dostu hekim. 1970’li yıllarda Irak Kürdistanı’nda çekilmiş bir fotoğrafa baktığımızda biraz karmaşıklaşır düşüncelerimiz; ancak katır sırtında ulaşabildiği bir dağ köyünde çevresini saran çocuklar hayatı oyun sanıp neşelenmişlerdir de elinde kızamık aşısından ve birkaç ilaçtan başka bir şey olmayan hekim mi ölümden korkmaktadır? Zorunlu hizmete gittiği Isparta’da yoksulların sevgilisi haline gelen Dr. Sait Kırmızıtoprak aynı yarar, iyilik ve acının paylaşılması kavramlarını hiç unutamadığı için mi başka bir zorunlu hizmeti hatırlamıştı?

Muayenehanelerini yoksul mahallelerde açan, haftanın bir günü ücret almadan hasta tedavi eden sosyalist hekimler geleneğinin geçmişe ait eski bir hatıraya dönüşmesine izin vermeyen bir hekimden, geçen hafta kaybettiğimiz Levent Karasulu’dan söz edeceğim. Bir göğüs hastalıkları hekiminden, yoksulların ciğerini hepimizden iyi bilen birinden. Mesleki kabiliyetini parayla ölçmeyi aklına bile getirmeyen bir “mahalle delikanlısı”ndan.

Mezarı başında bir dostu onun bilgisini, iyiliğini, dostluğunu kıskandığını söyledi. Ne kadar haklı! Levent’ten konuşmak ister istemez iyilikten konuşmaktır. İyi olmaya çalışmaktan değil ama. Sanki gövdesine kazınmış, onunla birlikte büyüyen, öyle doğal ve gerilimsiz bir iyilik. İyiyi sırf iyi olduğu için isteyen şartsız bir iyilik.    

Levent’ten konuşmak muhakkak dostluktan konuşmaktır, belki de sevgi ve dostluğa bağımlılıktan. Adalet ve eşitliğe yer vermeyen bir dünyada, kendi kederleri ve acılarıyla dopdolu oldukları için başkalarının acılarını görmeyen insanların arasında trajik bir bağımlılıktır bu. Dostluğa küçük bir boşluk ayırır, biraz fırsat verirseniz size alaycı, neşeli bir lumpeni, Gültepe’nin mahalle çocuğunu oynar. Yine de her yer zorunlu hizmettir onun için: sigara almaya gidersiniz, döndüğünüzde garson ciğerinin hırıltısını tarif etmektedir (oğlanın hastaneye gelmesi gerekir ama!).    

Bütün iyi doktorlar gibi trajik biridir de Levent. Bulgakov’un Smolensk’teki köy hekiminin (Genç Bir Köy Hekimi, Can Yay.) yoksulluk karşısında hissettiğine benzer bir çaresizliktir onunki de. Adorno yoksulların, ezilenlerin eğlencelerini paylaşmanın güçlüğüne işaret etmişti: “İnsanların çektikleri acılardır asıl paylaşılması gereken: Onların haz ve eğlencelerine doğru atılmış en küçük adım, acılarının daha da şiddetlenmesine yol açacaktır.”

Yoksulların acılarını olabilecek en somut biçimde paylaştı, dindirmeye çalıştı. Onların sevinçlerini de paylaşabilecek bir dünya kurulduğunda Levent mutlaka orada olacaktır.

0 Yorum

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür