Laura’nın hayaletleri

Felaketi peşinde sürükleyen bir hayalet gibi dolaştırıyordu Laura’yı. Hayır, kötülüğün simgesi olarak değil, aksine budalalıktan güçlükle ayrılan bir saflığın, gerilimden habersiz yol alan o tahrifata uğramamış dalgınlığının eşsiz ruhu, dokunduğunun hayatını sonsuza kadar değiştiren peri yüzlü bir d.... →  Arif ALTAN

Felaketi peşinde sürükleyen bir hayalet gibi dolaştırıyordu Laura’yı. Hayır, kötülüğün simgesi olarak değil, aksine budalalıktan güçlükle ayrılan bir saflığın, gerilimden habersiz yol alan o tahrifata uğramamış dalgınlığının eşsiz ruhu, dokunduğunun hayatını sonsuza kadar değiştiren peri yüzlü bir derin iyilik imgesi olarak. Masumiyetin hile doğurduğu, iyiliğin acımasızlığı emzirdiği, asil olanın sefaleti olgunlaştırdığı, dehşetin kasvetten daha koyu bir sisle indiği Londra’nın taşraya açılan karanlık yollarında Walter’ın omzuna dokunduğunda, Walter’dan önce yüzü sapsarı kesilerek dağılan, “İki Şehri” ile dünyayı birbirine bağlayan Charles Dickens oluyordu. Collins’in Beyazlı Kadın’ı ile karşılaştığında, kıskançlığın pençelerinde, Dickens’ın tüm yaratıcı gücü ve dehasının olgun bir üzüm tanesi gibi ezildiği söylenir. Edward Drood’un Gizemi’nin sonsuza kadar yarım kalmış olması, Dickens’ın ömrüne fazladan eklenmemiş birkaç hafta yüzünden değil,  yapıtına, Beyazlı Kadın’ın saf bilinmezlikle örülü sisler ardındaki güzelliğini, bu muazzam gerilimden taşan gücün gölgesini bile düşürememesinden.

Olaylara etki etme gücü bulunmayan her şeyden habersiz Laura’nın hikayesi, kurbanlar için ölümden beter olanın ölümden az öncesi olduğunu soluksuz bırakan bir gerilim eşliğinde anlatıyor Collins. En silik karakter aslında, fakat çöktüğünde bir adım ötesinin güçlükle seçildiği Londra’nın koyu sislerinin taşıdığı belirsizlikten bile daha belirsiz bir yüz olarak Collins’in seçtiği tek yüz de yine onun yüzü. En görünmeyen ve en güçsüzü Laura, ama dokunduğu anda yazgıyı değiştiren, geçtiği yerde yalın varlığıyla ayrıldığı, birbirine ilgisiz ve birbirinden habersiz herkesi ölümcül bir ortak kaderde birleştiren gerilimin muazzam sezgisi ve gücü de aynı zamanda. Zehirli bir örümceğin sabrı ve dikkatiyle örülen korkunç bir entrikanın ortasında, ölümün bin bir halini, o son hamle öncesinde size yaşatan yazar, Laura’yı, saflığın güzelliğe kurban edilmeden kurtarılmaya layık bu lekesiz bilinci, bir garip yaratık suretinde dolaştırıyor hikaye boyunca.

Laura’nın saçlarını örerkenki huzurunu, tüm kötülükleri sinsiliğinden birbirine düğümlerkenki huzursuzluğuyla ödeyen Collins, dehşet verici bir entrikanın o nihai yıkım anından onu şefkatle çekip alırken, Laura ile birlikte aslında korunmaya değer tek güzelliği, masumiyeti de bir şekilde kötülüğün pençesinden söküp alıyordu. Entrika, o sessizce işleyen becerikli parmakları tam da kötülüğün nefesinden solumamış bir ağzın üstünü kapatmaya uzanırken kıran Collins, aynı zamanda acımasızlığın kadim yoldaşlığıyla can bulan sinsiliğe de, yalnızca ait olduğu dehşetin ürkütücü karanlığını gösteriyordu.

Entrikanın konusu olduğunda, bütün kurbanların yüzü Laura’nın yüzüne dönüşür. Dehşet gelip dört bir yandan kuşattığında arzulara ve tüm belirtilerine karşın peşin bir yorgunluk, ayaklanmış bütün duygulara rağmen isimsiz bir tiksinti gelip oturur entrikayı apaçık haliyle görenin üstüne. Herkes entrikanın bir ucundan tutmuşsa, entrika örücüsü kurbanın en yakınındakiyse, kim kime neyi anlatacak? Dehşetin sıkıntılardan doğurduğu gizli bir deliliğin bir vakitler saf olana ait bulanık anılara tutunması, bitkin düşmüş bir muhayyileyi kurtarıcı bir güç olarak öne sürebilir mi yeniden? Kanıtlara yaslanmamış düş gücü hangi kurbanı inandırabilir, saplanmış hançerin sırtını verdiğinin elinden çıktığına? Gerçek hayatta hiç kimse Laura kadar şanslı değildir. Collins yoksa üşüşen bütün vahşi hayvanlar, parçaladıkları Laura’nın gövdesinden arta kalanlar için birbirini çiğneyip durur.

Felaketi peşinde sürükleyen Laura’nın hayaletleri gibi son kalıntılarına dek yağmalanan kentlerinin ve kendi hayatlarının etrafında çaresizce dönen bir büyük entrikanın masum kurbanlarını izliyoruz işte. Her şeyi belli belirsiz bir adsızlık kaplamış. Yıllarca içten örülmüş korkunç bir entrikanın kurtarıcı görünümlü büyük suç ortaklarının adları bile anlaşılmaz bir gücün kullandığı hiyerogliflerin etkisini bırakırken, Şırnaklı çocuk kime dayansın? Sir Percival ve Kont Fosco’nun dehşetinden onu kurtaracak ne üstüne titreyen bir hikaye örücüsü, ne sadakatin ruhu bir Mr. Hartright ne de zeka ve cesaretin gözü bir Ms. Halcombe var ortalıkta.

0 Yorum

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür