Bir kıssa…Biraz hisse

Önce bir kıssadan alıntı: “ Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında dinlenmek için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yaparak evde oturacağını düşündü. Tam bunları hayal ederken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. baba oğluna söz vermişti, .... →  A. Hicri İZGÖREN

Önce bir kıssadan alıntı: “ Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında dinlenmek için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yaparak evde oturacağını düşündü. Tam bunları hayal ederken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. baba oğluna söz vermişti, bu hafta sonu onu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası ilişti gözüne.Önce haritayı küçük parçalara ayırdı ve oğluna, ''eğer bu haritayı düzeltebilirsen, seni sinemaya götüreceğim'' dedi. Sonra düşündü; ''oh be kurtuldum, en iyi coğrafya profesörü gelse bunu akşama kadar düzeltemez.''  Aradan on dakika geçmeden oğlu babasının yanına koşarak geldi ve haritayı düzelttiğini söyledi. Adam ilk önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde hayretler içindeydi ve bunu nasıl başardığını sordu.Çocuk şöyle yanıt verdi: ''Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi de vardı, insanı düzelttiğimde, dünya kendiliğinden düzelmişti.”

                      ***

Hissemiz ne olur bu kıssadan? Hani deriz ya hep; "hayat acımasız, kader kötü, adaletsiz bir dünyadayız.” Oysa biliriz ki adaletsiz olan insandır, dünya ya da başka şey değil.Ne yapıyorsak insan olarak biz yapıyoruz. Sonra sorumluluktan ve sonuçlarından kaçmak için ya bahaneler uyduruyoruz ya yaptığımızı haklı bulmaya çalışıyoruz.

Yaşananlar hanidir vicdanımızın terazisine sığmaz oldu. Yarası bir türlü kapanmayan bu coğrafyada barışın mayası tutmadı bir türlü. Yara daha derine indi… Vicdanlar arasına gerilen habis doku giderek kalınlaştı. Bu kanlı oyunda vatanseverlikle, savaşseverliği birbirine karıştıran savaş tacirleri ortalığı velveleye veriyor durmaksızın.

Söylenecek hiçbir sözün adrese teslim edilemediği Ohal, bu hal herhalde…Bireysel psikoloji ekolünün kurucusu Alfred Adler; savaş karşıtı bir yazısında halkın savaşçı bir eğilimle beslendiğinde, propagandalar ile birlikte , özellikle kişilikleri ve yaşantıları ile ilgili sorunlar da yaşıyorlarsa, savaş fanatiği haline gelebildiğini belirtir. Adler'e göre; “ halkın çoğunluğu durumu yeterince netlikte bilemedikleri ve değerlendiremedikleri için, baştaki yöneticilerin isteği ile savaşa destek verir. Ne zamanki savaş kaybedilir, o zaman halk kendilerini ezenlerden kurtulur. Başkası ile savaşarak elde edemeyeceği huzura, asıl gereksinimi olan kendini rahatça ifade edebildiği demokratik yönetim ile ulaşır.”

Ne diyordu Berthold Brecht, “Halkın Adaleti” adlı şiirinde: “Halkın ekmeğidir adalet - Bozuldu mu tadı, başlar hoşnutsuzluk - Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl, - adalet de gerekli her gün, - Adaletin ekmeğini de kendisi pişirmeli halkın”

Birliği ve beraberliği korumanın yolu, her kişi, toplum ve görüşe hayat hakkı vermekten, yani özgürlükleri genişletmekten, özgürlüklerin esas alınıp yasakların kaldırılmasından geçer. Yoksa ülke birliği, herkesi düşman belleyerek ve herkesi aynı tip elbise giymeye zorlayıp ülkeyi yaşanmaz bir hale getirerek korunmaz.

Barış içinde bir yaşamı hazırlamada kendine insanım diyen herkese görev düşüyor. Düşünce ve amaçları ne olursa olsun her kesimin ve onları temsil edenlerin bu konuda aktif rol üstlenmeleri gerekir. Ancak bu sayede savaşı kışkırtan politikaların önüne geçilebilir.

 

 

 

0 Yorum

Bu Yazı Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür